Sâni-i Hakîm beden-i
insanı gayet muntazam bir şehir hükmünde halk etmiştir. Damarların bir
kısmı, telgraf ve telefon vazifesini görür; bir kısmı da, çeşmelerin
boruları hükmünde, âb-ı hayat olan kanın cevelânına(dolaşımına)
medârdırlar.
Kan ise,
içinde iki kısım küreyvât(kürecikleri) halk edilmiş. Bir kısmı
küreyvât-ı hamrâ(al yuvarlar, Kırmızı kan kürecikleri, kanın her
mm.küpünde beş milyon kadar bulunurlar) tâbir edilir ki, bedenin
hüceyrelerine(hücrelerine) erzak dağıtıyor ve bir kanun-u İlâhî ile
hüceyrelere erzak yetiştiriyor-tüccar ve erzak memurları gibi. Diğer
kısmı küreyvât-ı beyzâdırlar(akyuvarlar) ki, ötekilere nisbeten
ekalliyettedirler(azınlıktadırlar). Vazifeleri, hastalık gibi düşmanlara
karşı asker gibi müdâfaadır ki, ne vakit müdâfaaya girseler, Mevlevî
gibi iki hareket-i devriye ile, süratli bir vaziyet-i acîbe alırlar.
Kanın
heyet-i mecmûası ise, iki vazife-i umumiyesi var. Biri bedendeki
hüceyrâtın tahribâtını tâmir etmek; diğeri hüceyrâtın enkazlarını
toplayıp, bedeni temizlemektir. Evride(toplardamar) ve
şerâyin(atardamar) nâmında iki kısım damarlar var ki; biri sâfî kanı
getirir, dağıtır, sâfî kanın mecrâlarıdır. Diğer kısmı, enkazı toplayan
bulanık kanın mecrâsıdır ki, şu ikinci ise, kanı, "ree"(akciger) denilen
nefesin geldiği yere getirirler.
Sâni-i
Hakîm, havada iki unsur halk etmiştir: biri azot, biri
müvellidü'l-humuza. Müvellidü'l-humuza(oksijen) ise, nefes içinde kana
temas ettiği vakit, kanı telvîs eden(kirleten) karbon unsur-u
kesîfini(katı elementi) kehribar gibi kendine çeker. İkisi
imtizâc(birleşir) eder, buhar-ı hâmız-ı karbon denilen (semli
havaî(karbondioksit)) bir maddeye inkılâb ettirir; hem hararet-i
garîziyeyi(vücüdun normal ısısını) temin eder, hem kanı tasfiye
eder(temizler). Çünkü, Sâni-i Hakîm, fenn-i kimyâda(kimya ilminde) aşk-ı
kimyevî tâbir edilen bir münâsebet-i şedîdeyi
müvellidü'l-humuza(oksijen) ile karbona vermiş ki; o iki unsur birbirine
yakın olduğu vakit, o kanun-u İlâhî ile, o iki unsur imtizâc
ederler(birleşirler). Fennen sabittir ki, imtizâcdan(birleşme - aksiyon)
hararet hâsıl olur. Çünkü, imtizâc, bir nevi ihtiraktır(yanmaktır). Şu
sırrın hikmeti şudur ki:
O
iki unsurun, herbirisinin zerrelerinin ayrı ayrı hareketleri var.
İmtizâc vaktinde her iki zerre, yani onun zerresi, bunun zerresiyle
imtizâc eder(birleşir); birtek hareketle hareket eder. Bir hareket
muallâk kalır. Çünkü, imtizâcdan evvel iki hareket idi; şimdi, iki zerre
bir oldu. Her iki zerre, bir zerre hükmünde bir hareket aldı. Diğer
hareket, Sâni-i Hakîmin bir kanunu ile, hararete inkılâb eder. Zâten,
"Hareket, harareti tevlid eder(çıkarır)" bir kanun-u mukarreredir(kat'i
kanundur).
İşte bu
sırra binâen, beden-i insaniyedeki hararet-i garîziye, bu imtizâc-ı
kimyeviye ile temin edildiği gibi; kandaki karbon alındığı için, kan
dahi sâfî olur. İşte, nefes dahile(içeri) girdiği vakit, vücudun hem
âb-ı hayatını temizliyor, hem nâr-ı hayatı(hayat ısısınız, Vücudun
harareti) iş'âl ediyor(yayıyor). Çıktığı vakit, ağızda, mu'cizât-ı
kudret-i İlâhiye olan kelime meyvelerini veriyor.
0 yorum:
Yorum Gönder