"Elif, Lâm, Mim, Sad. Bu, onunla (insanları) uyarman ve
müminlere öğüt vermen için sana indirilen bir kitaptır. Bunları tebliğ ederken
kalbine bir sıkıntı gelmesin."
"Rabbinizden size indirilene uyun. O'ndan başka dostlar
(yöneticiler) edinerek onlara uymayın. Ne kadar az öğüt alıyorsunuz" (1-3.
Ayet).
Daha başlangıçtaki bu birinci ve ikinci ayetlerden de
anlaşılacağı gibi, insanlar, ilâhi düşünce sistemine davet edilmektedir. Bu
davet ile Allah'u Teâlâ insanların, içinde yaşadıkları cahiliye hayatının
düşünce ve tasavvurlarını, değer ve ölçülerini, prensip ve kanunlarını adet ve
alışkanlıklarını ve ilgilerini inkılâbı bir tarzla değiştirmeyi öngörmekte; Bu
değişikliği yaparken de sıkıntı duymamalarını öğütlemektedir. Sure'nin ilk
ayetlerinde, beşer cinsinin yeryüzüne yerleştirilmesi ile ilgili gaybı bilgiler
verilmekte, daha sonra, dünyadaki durumundan, ölümünden ve diriltilmesinden
bahseden ayetler biribirini takip etmektedir. Sure de kıyamet sahnelerinin en
uzunu ile de karşılaşmaktayız. iblis'in aldatması ile Hz. Âdem (a.s.) ve eşinin
Cennet'ten çıkarıldığı hatırlatılmakta ve Allahu Teâlâ Ademoğullarını şeytanın
fitnesinden sakındırarak, onun, atalarını Cennet'ten çıkardığı gibi kendilerini
de kötülüğe götürmesinden korkutmaktadır. Bunun için, şeytana uyup onun izini
takip edenler. tekrar Cennet'e dönmekten kendilerini mahrum etmişlerdir.
Şeytanın atalarını Cennet'ten çıkardığı gibi, onlar da şeytana
kanarak cehennemlik olmuşlardır. Öle ise şeytana muhalefet edenler, Allah'a
itaat edip O'na bağlananlar, cennete döndürüleceklerdir. Böylece gurbet
diyarına göç etmiş olanlar tekrar nimet diyarına dönmüş olmaktadırlar. Surede
bütün bu münasebetler anlatılırken hatırlatıcı ve korkutucu hükümler de yer
almaktadır:
"Andolsun, biz onlara öyle bir kitap getirdik ki iman
edecek herhangi bir topluma hidayet ve rahmet olarak için onu tam bir ilim
üzere uzun uzun açıkladık." (52. Ayet).
Öyle ise insanlar, yerin ve göğün, bütünüyle kâinatın yaratıcısı
ve hakimi olan Allah'a isyandan uzak durmalı ve sadece O'nun emirlerine
uymalıdırlar. Allah'ın emirlerine itaatle, O'na kulluktan geri durmamalıdırlar.
Bir gün Resulullah (s.a.s.), Mekkelileri Safâ tepesinde toplayıp, onlara
ahireti ve Allah'ın azabını hatırlattı. Toplanma sırasında birisinin: "Bu
zat delidir" demesi üzerine 184. ayet nazil oldu:
"Düşünmediler mi ki arkadaşlarında (Muhammed
Aleyhisselâm'da) hiç bir delilik yoktur. O. apaçık bir uyarıcıdır." (184.
Ayet).
İnsanların pek çoğu, bazı insanların gaybı bileceklerini
zannederler. Mutlak sûrette resullerin gaybe muttali olduğunu iddia edenler de
vardır. Oysa gaybın bilgisi yalnız ve yalnız Allah katındadır.
"De ki: "Ben, Allah'ın dilemesi dışında kendime ne bir
fayda, ne de bir zarar verme gücüne sahip değilim. Eğer gaybı bilseydim elbette
çok hayır (mal ve menfaat) elde ederdim. O zaman bana bir kötülük de
dokunmazdı. Ben (gaybı bilmem) yalnız, inanan bir kavim için bir uyarıcı ve
müjdeleyiciyim." (188. Ayet)
A'râf suresinde belirtilen ve insanların hidayete ermeleri için
söz konusu edinilen meseleleri şöyle sıralayabiliriz:
Hüküm koymak yalnız Allah'a aittir. Öyle ise insanlar kanun
koyamaz ve adaleti gerçekleştirmek için Allah'ın hükmüne razı olmalıdırlar.
Ebedi alemde gerçekleşeceği kesin olan sorular, amel
defterlerinin tartılması, amel defterlerinin insana sağ veya sol tarafından
verilmesi, Arş, ahiret yurdu Cennet ve ceza yeri olarak Cehennem haktır.
insanların bu gerçeklere göre davranmaları, inanmaları ve işlerini düzene
koymaları gereklidir .
Daha sonra sure, Âdem (a.s.)'ın topraktan yaratıldığına ve
insanların da bir tek baba olarak Âdem (a.s)'ın soyundan geldiklerine
insanların, Allah'ın şerefli yaratıkları olduklarına dikkat çeker. Bunu,
meleklerin Hz. Âdem'e secde etmeleri ile ispatlar. Bu sırada İblis'in Allah'ın
emrine uymayıp kibirlenerek secdeden imtina ettiğini hatırlatarak, onun
şerrinden, vesvesesinden sakınmayı öğütler. Aksi taktirde şeytana uyan
insanların cezaya çarptırılacaklarını bildirir. Sonra Hz. Âdem'in Cennet'ten
çıkışı ve dünyaya indirilişi anlatılır. Bunu hayırla şer, hak ile batıl
arasında devam edecek olan çekişmenin bir misali olarak verir. Bu yüzden
Cenâb-ı Allah, yalnız bu surede görülen "Ey Âdem Oğulları" şeklindeki
hitabını dört defa tekrarlar.
Hakk'a uymayan ve öğüt dinlemeyen eski kavimlerden pek çoğu
Allah'ın azabını hak etmişlerdir.
İsraf edenler Allah'ın hoşlanmadığı bir iş yapmaktadırlar.
Dolayısıyla Allah israf edenleri sevmez.
Her ümmetin ve her kavmin belli bir eceli vardır. Bu süre
dolunca, bu ecel bir an bile ertelenmez.
Allah'ın ayetlerini yalan sayanlar, onlarla alay edenler, onları
kabul etmeyi gururlarına yediremeyenler Cennet'e giremeyeceklerdir.
Cennet ehli Cennet'te, Cehennemlikler de Cehennem'de oldukları
zaman bu iki sınıf karşılıklı konuşacaklardır. Cennettekiler, ateştekilere:
"Rabbımız'ın söz verdiği nimetleri gerçekleşmiş bulduk. Siz de Rabbınız'ın
söz verdiği azabı gerçekleşmiş buldunuz mu?" şeklinde karşılıklı
konuşacaklardır.
A'râf, yüksekçe bir yer anlamındadır. İnsanlar. üç sınıf olarak
Cennetlikler, Cehennemlikler, A'râf'takiler olmak üzere kıyamette taksim olunup
herkes yerine çekildikten sonra Cehennemlikler ve A'râftakilerin, Cennetliklere
bakıp imrenmeleri haktır. Cehennemdekileri gördükleri zaman da durumlarından
dolayı Allah'a sığınmaları haktır. Ve ahirette de Allah'a sığınma ve Allah'dan
yardım dileme vardır.
Dünyada iken Allah rızası olmadan birbirini sevip, batıl yolla
birbirine ve zalimlere destek olanların ahirette birbirlerini suçlamaları
kaçınılmaz olacaktır.
Allah kendilerine kalp verdikten sonra anlamayanların, göz
verdikten sonra gerçeği görmeyenlerin; kulakları bulunup da ibretle
dinlemeyenleri durumu hayvanlardan daha aşağıdır.
Daima iyiliği emredip, insanlara af ile yanaşmak gereklidir.
Cahillerden daima yüz çevrilmelidir.
A'râf suresinde, diğer Mekki surelerde ele alınan Nûh, Sâlih,
Lût, Şuayb, Musa kıssaları genişliğine anlatılır. Bu peygamberlerin, çektikleri
zorluklar, müminlere birer ibret dersi olarak verilir. Nasıl bu peygamberler ve
onlara inananlar sonunda kurtulmuşlarsa, Mekke'deki müminler de bir gün öylece
kurtulacaklar, düşmanları ise zebun olacaklardır. Öyle de olmuştur. Bu hüküm
her zaman geçerlidir. Yeter ki müminler inançlarında sadık olsunlar, elden
gelen tedbiri geri bırakmasınlar.
A'râf suresinde çok çarpıcı başka bir misal daha vardır. Bu da
Bel'am ibn Bâura'nın şahsında temsil edilen kötü âlim örneğidir. Allah'ın
kendilerine verdiği ilmi dünya malına değişen, ilimlerini insanlığın yararına
değil de şahsi çıkarları için kullanan alimleri Cenâb-ı Allah, durmadan soluyan
köpeğe benzetmiştir.
A'râf suresi bu olayları genişliğine anlattıktan sonra tevhid
ile başladığı gibi tevhid ile sona erer. Allah'a ortak olarak ileri sürülen
taştan, ağaçtan yapılmış putlardan bir hayır gelmeyeceğini, bunların
kendilerine dahi bir fayda temin edemeyeceklerini tekrar hatırlatıp Allah'ın
hâkimiyetine dönülmesinin gereğini belirtir.
Abdülvehhab ÖZTÜRK
0 yorum:
Yorum Gönder