"Yakın istikbâlde bile halli imkânsız
bazı meselelere, bilimsellik maskesi altında yakıştırılan "yapmacık çözümler"
maalesef teori olmak vasfını bile kaybetmiş olmasına rağmen, günümüzde birer
gerçekmiş gibi telkin edildi ve böylece ilim adına bir sürü "dogma"lar icad
edildi. Bunlardan en meşhuru da evrim teorisidir. Bu "yüz yamalı bohça"nın
çoktan ilim çevrelerinde iflası ilân edilmiştir. Fakat yerine konulmak
istenilenler de tatmin edici bir yaratılış modeli olamamıştır. Bunun sebebi de,
yaratılış mevzuunda batılıların dayandıkları kaynakların aslı kaybolmuş muharref
dînî metinler olmasıdır. Bu yazı ise, orijinalitesini muhafaza eden Kur'ân gibi
bir kaynağa dayanılarak yazılmıştır. Bu bakımdan hem ilk insanın yaradılışı, hem
de anne karnındaki yaratılış safhaları, âyetler ve ilmî gerçekler açısından ele
alınırken, şaşırtıcı beraberliklerin tesbiti, araştırıcı ruhlar için
düşündürücüdür.
Evet ilâhi mesaj, insanın ve bütün
canlıların, su ve topraktan yaratıldığını ifade ederken bakıyoruz ki, gerçekten
canlıların esas maddesini teşkil eden nesneler, toprakta ve suda bulunan
elementlerden ibarettir. Bilhassa insan organizmasının % 30'unun organik (katı)
madde, % 70'nin sudan olduğu ilmen tesbit edilmiştir.
Anne karnındaki teşekkülü, Kur’ân-ı
Kerim'in ele alışı, ilim adamlarını hayret ve hayranlığa sevkedecek derecede, bu
günkü ilmî tesbitlerle aynen uyuşmaktadır. Bilhassa erkeklik ve dişilik
faktörünün erkek menisine (sperme) ait olduğunu ifade eden Kıyâme Suresinin
âyetleri fevkalâde dikkat çekici bir hüviyet taşımaktadır. Bu çeşit
araştırmaların artması, Keith Moore gibi gerçek ilim adamlarına hep şunları
söylettirecektir: "Ayet ve hadislerin, ilmî gelişmeler konusundaki
açıklamalarını bilgimin artması ile daha iyi değerlendireceğimi hissediyorum.
Din ile ilim arasındaki yıllar boyu bırakılan mesafenin Kur'ân ve hadislerin
ışığı altında kapatılacağına inanıyorum."
Çağımızda insanların çoğu "bilimsel"
adı altında takdim edilen pek çok şeyin gerçeğin ta kendisi olduğunu kabul etmek
temayülünde bulunuyor. Böylece insan çok defa "çağdaş insan" ya da "çağdaş
düşünce sahibi" olarak kabul ediliyor ve itibar görüyor. Halbuki "bilimsel"
olarak takdim edilen konuların birçoğu nazariyelerden ibarettir; hatta bunların
bazısı bilimin çözemediği ve istikbâlde çözemeyeceği meseleler olarak gözüküyor.
Böylece çağımızda bilim adına bilimde "doğma"lar icad edilmiş oluyor. Gerçekten
bu kimselerin inanç temeline dayalı doğmaları reddetmek; aksine kendi icad
ettikleri varsayımlara itibar etmek gibi bir tezadın içine düştükleri görülüyor.
İşte Darwin nazariyesi bu konulardan biridir. Halbuki insaflı hatta ilmî mantığa
uygun olarak en az ilmî hipotezler kadar inanç esasına dayalı naslar da dikkate
alındığı takdirde, hem bilimin gelişmesine hem de tefekkür hayatımızda yeni
ufukların açılmasına sebep olabiliriz.
İnsanın yaratılışı hakkındaki
"bilimsel" hipotez, tabii seleksiyonla basit bir türden yüksek yapılı
organizmaların teşekkül ettiği, neticede maymundan insanın geliştiği görüşüdür.
Son günlerde ise Havva annemizin zenci olduğu, şempanzenin insandan türediği
hipotezi ortaya atıldı. Halbuki Kur’ân-ı Kerim insanın insan olarak
yaratıldığını bütün insanların Adem'den türediğini bildiriyor.
Gerçekten Kur’ân-ı Kerim'de sadece
insanın yaradılışı gibi biyolojik değil, hukukî, ahlakî, sosyal ve ekonomik
konular yanında astronomi, jeoloji, botanik, zooloji ve tıp gibi çeşitli bilim
dallarına dair bilgiler görüyoruz. Tıp bilimlerine dair konular oldukça önemli
bir yer tutuyor(1). Pek çok kimse bir din kitabında bilimle ilgili bu gibi
konuların bulunmasını, bunların incelenmesini, "bilimsel" veri ve hipotezlerle
karşılaştırılmasını tuhaf bulabilir. Bu düşünce tarzı bile batılı bilim
adamlarından intikal etmiştir. Batılı bilim adamları bilim ve din ilişkisinden
bahsederken çok defa sadece hıristiyanlık ve yahudiliği gözönüne alır, katiyen
İslâm'ı nazar-ı itibare almazlar. Batıdaki bu yanlış değerlendirme bazan
bilgisizlik; fakat çok defa orientalistlerin kıskanç ve kasıtlı
aleyhtarlıklarından ileri gelmektedir(2). Son yıllarda batılı bilim adamlarının
İslâm'ı doğru değerlendirmeye; hatta batılı entellektüeller arasında İslâm'ı
seçenlerin dikkati çekecek derecede çoğalmaya başladığını söylemeliyiz.
Kur’ân-ı Kerim'e göre insanın
yaradılışını iki bölümde inceleyebiliriz. Hz. Adem'in yaratılışı. Anne rahminde
İnsan yavrusunun yaratılışı. Birinciye Havva annemizin, ikinciye Hz. İsa
(a.s.)'nın yaratılışı ilave edilmelidir.
Hz. Âdem'in (a.s.) yaratılışına dair
Kur’ân ayetleri şu mealdedir (3).
"Hani Rabbin meleklere muhakkak ben
yeryüzünde bir halife (bir insan, Adem) yaratacağım" demişti (Bakara 30).
"And olsun biz insanı kuru bir
çamurdan suretlenmiş balçıktan yarattık" (Hicr 26).
"O insanı (Ademi) bardak gibi
(çınlayan) kupkuru bir balçıktan yarattı (Rahman 14).
"Yaratılışta kendileri mi daha
kuvvetli yoksa bizim yarattıklarımız mı? Hakikat bizonları cıvık bir çamurdan
yarattık" (Saffat 11)
"Ki o, yarattığı her şeyi güzel
yapan, insanı (Ademi) yaratmaya da çamurdan başlayandır" (Secde 7)
"And olsun biz insanı (Ademi)
çamurdan (süzülmüş) bir hulâsadan yarattık" (Mü'minun 12)
"O, sizi çamurdan yaratan sonra ölüm
zamanını takdir edendir" (Enam 2).
"Sizi (aslınızı) ondan (topraktan)
yarattık" (Taha 55)
"Sizi bir topraktan yaratmış olması
O'nun ayetlerindendir. Sonra siz (her tarafa yayılır) bir beşer oldunuz" (Rum
20)
"... İblis dedi: Ben bir çamur olarak
yarattığın kişiye secde eder miyim" (İsra 61, A'raf 12, Sâd 76)
Bu âyetler özetlenecek olursa, "Âdem
çamurdan yaratılmıştır" (İsra 61, Araf 12, Sad76, Secde 7).
"Âdem cıvık çamurdan yaratılmıştır"
(Saffat 11)
"Âdem çamurdan süzülmüş bir hulâsadan
yaratılmıştır" (Mü'minun 12).
"Âdem kuru çamurdan suretlenmiş
balçıktan yaratılmıştır" (Hicr 27, Rahman 4). (3).
Âdem (yerden çıkmış varlık) edim
(yeryüzü, toprak) anlamında İbranice bir kelimeden gelmektedir. Âdem’in
çamurdan, yani toprağın su ile karışımından yaratıldığı, daha açık bir ifade ile
kuru çamurdan şekillenmiş bir balçıktan yaratılıp ilâhi ruhtan üflendikten sonra
canlandığı beyan ediliyor:
"Ki o yarattığı her şeyi güzel yapan,
insanı (Adem'i) yaratmaya çamurdan başlayandır" (Secde 7)
"Sonra onu (Adem'i) düzeltip
tamamladı, içine ruhundan üfürdü, sizin için kulaklar, gözler, gönüller yarattı"
(Secde 9) (3).
Gerçekten sadece insanın değil tüm
canlıların yapısını teşkil eden esas maddenin topraktaki elementler ve sudan
ibaret olduğu özellikle insan organizmasının %30'nun inorganik ve organik (katı)
madde, % 70'nin sudan ibaret olduğu bilinmektedir. Bu terkip gözönüne alınırsa
insan organizması suyu galip bir yapı gösteriyor. Hayatı su veriyor. Keza
bitkiler, hayvanlar ve herşey topraktan geliyor, tekrar ona dönüyor ve toprak
oluyor.
Elmalılı Hamdi tefsirinde Hz. Âdem'in
çamurdan çıkarılan bir hulâsadan, yani önce çamurdan istifa (temiz olanı seçme)
ile ayrılan bir hulâsadan yaratıldığını ifade ediyor (4); adeta insanın anne
rahminde bir nutfeden yaratılması gibi, önce çamurdan ayrılan nutfe mahiyetini
almış hulâsadan halk edilmiş; sonra ruh verilmiş ve böylece Adem yaratılmış
oluyor. Fahreddin Razi (5) de tefsir-i kebirinde Hz. Âdem’in topraktan seçilmiş
bir hulâsadan yaratılmış olduğunu vurguluyor.
Hz. Âdem'in yaratılışı bugün bilim
adamının laboratuarda tekrarlayacağı bir deney gibi gözükmüyor. Bu, muhteşem bir
araştırma olarak karşımızda duruyor. Burada en Önemli nokta Âdem’in vücudunu
teşkil eden topraktaki inorganik elementlerin nasıl organik bir hayat biçimine
dönüştüğüdür(6). Bugün bilim bunun cevabını vermiş değildir. Bu muhteşem olayı
kör bir tesadüfe bağlayarak yaradılışı bu şekilde izah etmek kesinlikle mümkün
değildir. Bu konuda Kur’ân-ı Kerim Âdem’in ve ondan insan neslinin türemesini
öldükten sonra dirilme ya da yeryüzünde kuruyan tabiatın tekrar nasıl
canlandığına yemyeşil olduğuna dikkatimizi çekerek, topraktan bir canlı
yaratmanın bir ölüyü tekrar diriltmekten daha yüksek bir kudret gerektirdiğini
bildiriyor:
"Ey insanlar; eğer siz öldükten sonra
dirilmek hususunda herhangi bir şüphe içinde iseniz şu muhakkaktır ki biz sizin
aslınızı topraktan, sonra onun zürriyetini insan suyundan, sonra pıhtılaşmış bir
kandan, daha sonra da hilkati belli belirsiz bir çiğnem etten yarattık ve
bunları size kudretimizi apaçık gösterelim diye yaptık. Siz dileyeceğimiz
muayyen bir vakte kadar rahimlerde duruyorsunuz. Sonra sizi çocuk olarak daha
sonra da kuvvetinize, yiğitlik çağına ermeniz için büyütüyoruz. Kiminiz
öldürülüyor, kiminiz de evvelki bilgisinden sonra artık hiçbir şey bilmemek
üzere ömrün en fena devresine doğru gerisin geri itiliyor. Sen yeryüzünü kupkuru
ve ölü görürsün. Fakat biz onun üstüne yağmuru indirdiğimiz zaman o harekete
gelir, kabarır, her güzel çiftten nice nebat bitirir" (Hac 5)(3).
"De ki yeryüzünde gezip dolaşın da
(Allah'ın) hilkate nasıl başladığını görün. Allah yeni bir ahiret hayatını da
tekrar yaratacaktır. Çünkü Allah her şeye hakkıyla kadirdir" (Ankebut 20).
Nihayet Kur’ân-ı Kerim göklerle
yeryüzünün, dağların, diğer canlıların yaratılışı hakkında bilgiler veriyor:
"İnkâr edenler görmediler mi ki
göklerle yer bitişik halde iken bizim onları birbirinden ayırdığımızı, her canlı
şeyi de sudan yarattığımızı o küfür (ve İnkâr) edenler görmediler mi? Hâla
inanmayacaklar mı onlar?
Yer (yüzün) de onları (insanları)
çalkalar diye sabit sabit dağlar yarattık. Aralarında da bol bol yollar yaptık.
Biz gökyüzünü de korunmuş bir tavan (gibi) yaptık onlar (münkirler) ise bunun
ayetlerinden (Allah’ın varlığına birliğine işaret) yüz çeviricidirler.
O geceyi-gündüzü, güneşi, ayı
yaratandır ve bütün bunlar kendi yörüngesi içinde yüzmekte (devretmekte)dir"
(Enbiya 30, 31, 32, 33) (3).
"Allah her canlıyı sudan yarattı.
İşte bunlardan kimi kanat üstünde, kimi ayağı üstünde yürüyor, kimi de dört
(ayağı) üstünde yürüyor" (Nur 45) (3).
Tekrar insanın yaradılışına dönelim.
Âdem’den sonra Havva'nın yaradılışı hakkında Kur’ân-ı Kerim;
"Ey insanlar sizi bir tek candan
(Âdem’den) yaratan, ondan da yine onun zevcesini (Havva'yı) vücuda getiren ve
ikisinden de birçok erkekler ve kadınlar türeten Rabbiniz (e karşı gelmek) den
sakının (Nisa 1) (3).
"O, sizi bir candan (Âdem’den)
yaratan, bundan da (gönlü) kendisine ısınsın diye eşini yaratan O'dur
(Allah’tır) vaktâ ki o (eşini) örtüp bürüdü (cinsi münasebet) o da hafif bir yük
yüklendi de (gebe oldu) bununla gidip geldi nihayet (gebeliği) ağırlaşınca ikisi
de Rablerine şöyle dua ettiler. "Eğer bize düzgün (hilkati tam) bir çocuk
verirsen andolsun ki her halde şükredenlerden olacağız" (Araf 189)
"Size nefislerinizden kendilerine
ısınmanız için zevceler yaratmış olması, aranızda bir sevgi ve esirgeme yapması
onun ayetlerindendir..." (Rum 21).
"Sizi bir kişiden yarattı. O, sonra
ondan da eşini meydana getirdi. Sizin için davarlardan sekiz çift indirdi. Sizi
analarınızın karnı içinde bir yaradılıştan öbür yaradılışlara (kalb ile) halk
edip duruyor..." (Zümer 6).
"...Size hem kendi (cins)inizden
eşler hem davarlardan eşler yaptı. Sizi bu suretle (zürriyetlendirip)
üretiyor..." (Şûrâ 11)
Havva, Âdem'den nasıl vücuda
gelmiştir? Bu konuda Kur’ân-ı Kerim'de geniş tafsilat yoktur. Havva Arapça bir
kelime olan 'Hayy (canlı)'dan gelmektedir. Canlıdan (Âdem'den) yaratıldığı için
bu isim verilmiştir. İslâm kaynaklarında Havva'nın yaratılışı hakkında iki görüş
vardır (7).
Ekseri ulemanın görüşüne göre Cenab-ı
Hak Âdem'e bir uyku hali verdi, sonra O'nun sol kaburga kemiklerinin birinden
Havva'yı yarattı. Adem uyanınca onu gördü O'na meyletti ve onunla ülfet peyda
ederek ısındı. Çünkü o kendinden, bir parçasından yaratılmıştı (7). Bazıları
Havva'nın Adem'in kaburga kemiğinden yaratılmasının israiliyyat (benî İsrail
kitaplarındaki masallar) olduğunu bildirmişlerdir. Bazı hadis-i şeriflerde
kadınlar kaburga kemiğine benzetilmiş ya da "kadın kaburga kemiğinden
yaratılmıştır onu doğrultmaya çalışırsan kırarsın; olduğu gibi kabul edersen
istifade edersin" şeklinde bir ifade mevcuttur (9,10).
Araştırıcılar bu hadislerden
Havva'nın yaradılışına ait herhangi bir tafsilat çıkarmanın mümkün olmadığını
söylerler ve çeşitli mecazi yorumlara müsait olan bu hadislerin esas hedefinin
kadınlara karşı yumuşak davranma olduğunu kabul ederler.
Diğer görüş Ebu Müslim İsfahanî'ye
aittir. İsfahanî, Havva'nın yaratılmasından bahseden ayetten maksat onun Adem'in
cinsinden olmasıdır. Allah "size kendinizden eşler yaratmıştır", "kendinizden
peygamberler göndermiştir" buyruğunda olduğu gibi kaburgadan değil, Adem gibi
Havva da topraktan yaratılmıştır diyor (7).
Kaldı ki birinci görüş daha
kuvvetlidir. Zira "sizi bir tek nefisten yarattı" ayeti bu görüşü takviye
ediyor; eğer Havva da topraktan yaratılmış olsaydı bu halde sizi iki nefisten
yarattık buyurulması gerekirdi. Bazıları da ayetteki "min"den bir gayenin
başlangıcı anlamındadır, Yaratılış, Âdem ile başlamış ve Adem topraktan
yaratıldığına göre Havva da topraktan yaratılmış olabilir denilmektedir (7).
İnsanın yaradılışı hakkındaki
ayetlerin izahı bu şekildedir. Kur’ân-ı Kerim'e göre insanın insan olarak
yaratıldığı anlaşılıyor. Ama son günlerde Darwin'in aksine yukarıda bahsedildiği
gibi Fransız L'express gazetesinde Allan Wilson bilimsel araştırmalara dayanarak
yepyeni bir hipotez ortaya attı. Ona göre Havva'nın zenci olduğu, maymunun
insandan türediğini iddia etti. Bazı Türk gazeteleri ise Kur’ân-ı Kerim'de ki
"Biz onlara (Yahudilere) hor ve hakir maymunlar ve domuzlar olun dedik" (Bakara
65, Maide 60, Araf 166) mealindeki ayetler ile insandan maymunun türemesi
arasında bir irtibat kurmak eğilimi gösterdiler. Halbuki bu ayetler sapıtmış
yahudi kavmine ilâhi bir ceza ile helâk olma anlamında tefsir edilmiştir. Ayrıca
Kur’ân-ı Kerim'de münkirler hakkında "hayvandan aşağı" (Araf 179) müminler
hakkında ise "yaratılmışların birçoğundan üstün kılınmış" (İsrâ 70) gibi
ifadeler dikkati çekmektedir.
İnsanın ana rahminde halk oluşu
Kur’ân-ı Kerim'de şu şekilde ifade edilmektedir:
"İnsanın üzerine uzun devirden öyle
bir zaman gelip geçti ki o anılmaya değer bir şey bile değildi. Hakikat biz
insanı birbiriyle karışık (erkek ve kadın suları ile) bir damla sudan yarattık"
(Dehr 1,2).
"Sonra onu (insan) sarp ve metin bir
karargahta (rahimde) bir nutfe yaptık" (Mü'minun 13).
"Sonra o nutfeyi bir kan pıhtısı
haline getirdik derken o kan pıhtısını bir çiğnem et yaptık, O bir çiğnem eti de
kemik(ler)'e kalb ettik de o kemiklere de et giydirdik. Bilahare onu başka
yaratılışa inşa ettik. Suret yapanların en güzeli olan Allah'ın şanı ne yücedir"
(Mü’minun 14).
"Ki O sizi bir topraktan, sonra bir
meniden sonra bir kan pıhtısından yaratıp sonra bebek olarak çıkaran sonra sizi
güçlü kuvvetli bir çağa erişmeniz için, sonra da ihtiyarlar olmanız için
yaratandır" (Mümin 6,7).
"Ey insanlar biz sizi bir erkekle bir
dişiden yarattık, sizi birbirinizle tanışasınız diye büyük cemiyetlere ve
kabilelere ayırdık" (Hucurat 13)
"Hakikaten meniden (rahme) döküldüğü
zaman erkek ve dişi iki çifti o yarattı" (Necm 45-46)
"Döl yataklarında size nasıl dilerse
öyle kılık veren odur..." (Âli İmran 6)
"İnsanı bir damla sudan yarattı"
(Nahl 4).
"O sizi yer (yüzün) de yaratıp
türetendir" (Mü'minun 79)
"And olsun sizi (evvela) yarattık
sonra size suret verdik" (Araf 11)
"O sudan bir beşer yaratıp da onu soy
sop yapandır" (Furkan 54)
"İnsan kendisini bir nutfeden
yarattığımızı görmedi mi" (Yasin 77)
"Halbuki o sizi hakikat türlü türlü
tavırlar (haller)le yaratmıştır" (Nuh 14)
"Biz sizi hakir bir sudan yaratmadık
mı? Onu sağlam bir yerde tutup da, mâlûm bir vakte kadar" (Mürselat 20-22)
"O (döl yatağına) dökülen meniden bir
damla su değil miydi? Sonra o (meni) bir kan pıhtısı olmuş derken insan biçimine
koyup yaratmış düzenlemiştir. Hülâsa ondan erkek, dişi iki sınıf çıkarmıştır"
(Kıyame 37,38,39)
"O sizi bir tek candan yaratandır"
(Enam 98)
"Onu (yaratan) hangi şeyden yarattı,
Bir damla sudan yarattı da onu biçimine koydu. Sonra onun yolunu kolaylaştırdı"
(Abese 18-20)
"Biz hakikat insanı en güzel bir
biçimde yarattık" (Tin 4)
"Yaratan Rabbinin adı ile oku. O
insanı bir kan pıhtısından yarattı. (Alak 1,2) (3).
Kur’ân-ı Kerim'de anne rahminde
ceninin teşekkülünü ifade eden bu ayetler adeta embriyolojik gelişimin bir
tasviri gibidir. Bu konuda Kanada Toronto Üniversitesi Anatomi Profesörü Keith
Moore (11)'un en son teknik metotlarla tesbit ettiği anne rahminde ceninin
teşekkülü ve gelişme safhaları ile Kuran ayetleri ve hadis-i şeriflerle
mukayeseli araştırması yukarıda zikrettiğimiz Kuran ayetleri ile İslâm
Peygamberinin hadislerinin bilimsel bir ispatı mahiyetindedir.
Hz. İsa’nın anne rahminde yaratılması
daha değişiktir. Bu konuda Kur’ân-ı Kerim:
"Muhakkak ki İsa'nın hali de (yani
babasız dünyaya gelişi de) Allah indinde Âdem’in hali gibidir. (Allah) onu
(Âdem'i) topraktan yarattı. Sonra ona "ol" dedi. O da (can gelip) oluverdi. (Ali
İmran 59).
"Irzını (bir kal'a gibi) koruyan o
kızı da (yâd et) ki biz ona ruhumuzdan üflemiş kendisini de oğlunu da âlemlere
rahmet kılmıştık" (Enbiya 71)
"Ey Meryem Allah kendinden bir
kelimeyi sana müjdeliyor. Adı İsa (lakabı) Mesih sıfatı Meryem oğludur" (Ali
İmran 45).
"O, benim nasıl bir oğlum olacakmış
dedi (evlenip de) bana bir beşer dokunmamıştır, ben bir iffetsiz de değilim"
(Meryem 20).
"Meryem dedi ki "ey Rabbim bana bir
beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olabilir. Allah (dedi) öyle fakat Allah
ne dilerse yaratır. Bir işe hükmedince ancak "ol" der. O da oluverir" (Ali İmran
47) (3).
Hz. İsa’nın yaradılışı hakkındaki bu
ayetler tabiatta bazı örneklerini gördüğümüz sadece döllenmemiş dişi yumurta
hücresinden bir canlının meydana geliş biçimini düşündürmektedir.
Böylece hiçbir zaman bilimin
laboratuvarına sığmayacak kadar muazzam ve tekrarı mümkün olmayan Kur’ân-ı
Kerim'e göre insanın yaradılışı olayını ana hatları ile bildirmiş bulunuyoruz.
Gerçekten daha evvel cereyan etmiş Adem'in yaradılışı bilim adamı için
meçhuldür. Ama gene Kur’ân-ı Kerim'de ayrıntıları ile bildirildiği şekilde her
gün tekerrür etmekte olan anne rahmindeki yaradılış olayını hepimiz her-gün
hayranlık hatta şaşkınlıkla izliyoruz. Evet eskilerin "Sünnetullah" adını
verdikleri ilâhi kanunlar hükmünü icrâ ediyor. Fakat insan yeryüzünde Allah'ın
halifesi (vekili), Allah'ın sıfatlarından hepsini zerreler halinde taşıyan bir
nüsha-ı kübrâ, yaratılmışların en şereflisi (eşref-i mahlûkat) ve tüm
yaratılmışların kendisi için yaratılmış olduğunu unutmuş görünüyor. İnsanoğlu
bunu bilebilse. Kur’ân-ı Kerim bilmemekte ısrar edenleri "çok zulûmkâr ve câhil"
olarak vasıflandırıyor (Ahzab 72). Ama bilimin laboratuvarına sığmayanı
kalblerine sığdıranlar, bazılarının varsayım olarak bile kabul etmediklerini
bilimsel muta (veri) den daha değerli kabul ederler. Çünkü onlar gene Kur’ân-ı
Kerim'in "siz düşünmez misiniz" "siz akıl etmez misiniz" gibi ilme ve
araştırmaya teşvik edici emirleri yanında; (zaten) size az bir ilimden başkası
verilmemiştir" ifadesi ile de bilgilerinin sınırlı olduğunu bilirler ve yüce
Allah'a iman ederler.
Sözümü Keith Moore'un şu ifadesi ile
noktalamak istiyorum:
"Ayet ve hadislerin ilmi gelişmeler
konusundaki açıklamalarını bilgimin artması ile daha iyi değerlendireceğimi
hissediyorum. Din ile ilim arasında yıllar boyu bırakılan mesafenin Kur’ân ve
hadislerin ışığı altında kapatılacağına inanıyorum".
KAYNAKLAR:
1-Ataseven,
A.: Din ve Tıp Açısından Domuz Eti. Türkiye Diyanet Vakfı yayınları 25 Emel
Matbaası, Ankara 1985.
2-Yıldırım,
S.: Kitab-ı Muhaddes, Kur’ân ve Bilim (La Bible, le Coran et la Science) Maurice Bucaille) TÖV yayınları
No: 3 Silm matbaası İzmir 1985.
3-Çantay,
H.B.: Kur’ân-ı Hâkim ve Meâl-i Kerim. Elif Ofset tesisleri, 1976, İstanbul.
4-Yazar,
A.H.: Hak Dini Kur’ân Dili. Cilt 4 Ebu Ziya Matbaası Sh. 3056,3434, İstanbul,
1936.
5-Fahreddin
Razi: Et-Tefsirü'l Kebir. Cilt 23, Mısır baskısı Sh. 84.1357 (1938).
6-Kutup,
S.: Fîzılâli’l-Kur’ân tercümesi cilt 9 Hikmet yayınevi İstanbul, Sh.118.
7-Fahreddin
Razi: Et-Tefsirü'l Kebir. Cilt 9, Mısır baskısı Sh, 160, 1357 (1938).
8-Aydemir,
A.: Tefsirde İsrailiyat Diyanet İşleri Başkanlığı yayınları, Ayyıldız matbaası
A.Ş.Ankara Sh.247, 1978.
9-İbn-i
Hacer el-Askalani: Fethü'l bari cilt 11, Mısır baskısı Sh.161, 1378 (1959).
10-Miras,
K.: Sahih-i Buhari tecrid-i sarih tercümesi. Cilt 6.Sh.l45. Tarih Kurumu
Basımevi, 1971.
11-Moore,
K.L.: Developing Human with Islamic Edition Third ed. WB. Saunders Co.
Philadelphie London Toronto 1982.
0 yorum:
Yorum Gönder