Remiz
Arkadaş!
Küfür yolunda yürümek, buzlar üzerinde yürümekten daha zahmetli ve daha
tehlikelidir. İman yolu ise, suda, havada, ziyada yürümek ve yüzmek
gibi pek kolay ve zahmetsizdir. Meselâ: Bir insan, gövdesinin cihât-ı
sittesini güneşlendirmek istediği zaman, ya bir Mevlevî gibi dönerek
gövdesinin her tarafını güneşe karşı getirir veya güneşi o mesafe-i
baîdeden celple gövdesinin etrafında döndürecektir. Birinci şık,
tevhidin kolaylığına misaldir. İkincisi de, küfrün zahmetlerine
misaldir.
Sual: Şirk bu kadar zahmetli olduğu halde niçin kâfirler kabul ediyorlar?
Cevap:
Kasten ve bizzat kimse küfrü kabul etmez. Yalnız şirk hevâ-i
nefislerine yapışır. Onlar da içine düşer; mülevves, pis olurlar. Ondan
çıkması müşkülleşir. İman ise, kasten ve bizzat takip ve kabul edilmekle
kalbin içine bırakılır.
Remiz
Arkadaş!
Bir kelime-i vahidenin işitilmesinde, bir adam, bin adam birdir.
Yaratılış hususunda da, kudret-i ezeliyeye nisbeten birşey, bin şey
birdir. Nev' ile fert arasında fark yoktur.
Remiz
Arkadaş!
Bütün zamanlarda, bütün insanların maddî ve mânevî ihtiyaçlarını temin
için nâzil olan Kur'ân'ın hârikulâde hâiz olduğu câmiiyet ve vüs'atle
beraber, tabakat-ı beşerin hissiyatına yaptığı mürâat ve okşamalar,
bilhassa en büyük tabakayı teşkil eden avâm-ı nâsın fehmini okşayarak,
tevcih-i hitap esnasında yaptığı tenezzülât, Kur'ân'ın kemâl-i
belâgatine delil ve bâhir bir bürhan olduğu halde, hasta olan nefislerin
dalâletine sebep olmuştur. Çünkü, zamanların ihtiyaçları mütehaliftir.
İnsanlar fikirce, hisçe, zekâca, gabâvetçe bir değildir. Kur'ân
mürşiddir. İrşad umumî oluyor. Bunun için, Kur'ân'ın ifadeleri
zamanların ihtiyaçlarına, makamların iktizasına, muhatapların
vaziyetlerine göre ayrı ayrı olmuştur. Hakikat-i hal bu merkezde iken,
en yüksek, en güzel ifade çeşitlerini Kur'ân'ın herbir ifâdesinde aramak
hatâ olduğu gibi, muhatabın hissine, fehmine uygun olan bir üslûbun
mizan ve mirsadıyla, mütekellime bakan, elbette dalâlete düşer.
Mesnevî-i Nuriye, s. 68