Ebû Hüreyre radiya'llâhu anh'den: Şöyle demiştir: Nebiyy-i
Muhterem salla'llâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: Îmân altmış bu kadar
şu'bedir. Hayâ da îmânın bir şu'besidir.
Ebû Hüreyre radiya'llâhu anh'den: Şöyle demiştir: Resûlu'llâh
salla'llâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: Nefsim yed-i kudretinde olan Allâhu
Zü'l-Celâl'e kasem ederim ki hiç biriniz ben ona pederinden de, evlâdından da
daha sevgili olmadıkca îmân etmiş olmaz. Hz. Enes radiya'llâhu anh'den de
bâlâdaki hadîs-i şerîf rivâyet edilmiş olup şu kadar ki sonunda )وَ
النَّاسِ اجْمَعِينَ( = "Pederinden, evlâdından ve bütün
halkdan daha sevgili" ziyâdesi vardır.
* Enes radiya'llâhu anh'den: Şöyle demiştir: Nebiyy-i Mükerrem
salla'llâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: Kimde üç şey bulunursa halâvet-i îmânı
tatmış olur. Allâh ile Resûlu'llâh kendisine mâadâlarından daha sevgili olmak; bir kimseyi sevmek, fakat yalnız Allâh için sevmek;
(Allâh, onu küfürden kurtardıktan sonra) yine küfre dönmekten ateşe atılacakmışcasına hoşlanmamak.
*
Ebû Saîd-i Hudrî radiya'llâhu anh'den: Şöyle demiştir:
Nebiyy-i Mükerrem salla'llâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: Ehl-i Cennet
Cennet'e, ehl-i Dûzah Dûzah'a girdikten sonra Allâhu Teâlâ Azze ve Celle:
"Kimin kalbinde bir hardal tânesi ağırlığınca îmân varsa (ateşden)
çıkarınız." diye ferman buyuracaktır. Bunun üzerine (bu gibiler) simsiyah
kesilmiş oldukları halde çıkarılıp Nehr-i hayât (yâhud Nehr-i hayâ, yâhud da
Nehr-i hayâ') içine atılacaklar ve (orada) sel uğrağında kalan yabânî reyhan tohumları
nasıl (sür'atle) biterse öylece biteceklerdir. Görmezmisin, bunlar (ne güzel)
sapsarı olarak (ve iki tarafına) salınarak sürer?
* (Abdu'llâh) b. Ömer radiya'llâhu anhümâ'dan: Şöyle demiştir:
Resûlu'llâh salla'llâhu aleyhi ve sellem (bir gün) Ensâr'dan bir kimsenin
yanından geçiyordu. Ensârî, kardeşini hayâdan menediyordu. Resûlu'llâh
salla'llâhu aleyhi ve sellem: "Ona ilişme. Hayâ îmândandır."
buyurdu.
* Ebû Hüreyre radiya'llâhu anh'den: Şöyle demiştir: Resûlu'llâh sall'llâhu aleyhi
ve sellem'e: "Amelin hangisi efdâldir?" diye sordular. "Allâha
ve Resûlüne îmân." buyurdu. "Ondan sonra hangisi?" dediler.
"Allah yolunda cihâd." buyurdu. "Ondan sonra da hangisi?"
diye sordular. "Makbûl (olmuş, içine günah ve riyâ karışmamış) Hac."
cevâbını verdi.
* Enes radiya'llâhu anh'den:
Şöyle demiştir: Nebiyy-i Muhterem salla'llâhu aleyhi ve sellem buyurdu
ki: Lâ İlâhe İllâ'llâh deyib de kalbinde bir arpa ağırlığınca hayır (yâni îmân)
bulunan kimse Cehennem'den çıkacaktır. Lâ İlâhe İllâ'llâh deyib de kalbinde bir
buğday ağırlığınca hayır (yâni îmân) bulunan kimse Cehennem'den çıkacaktır. Lâ
İlâhe İllâ'llâh deyip de kalbinde bir zerre ağırlığınca hayır (yâni îmân)
bulunan kimse Cehennem'den çıkacaktır.
* Ebû Hüreyre radiya'llâhu anh'den: Şöyle demiştir: Bir gün Resûlu'llâh
salla'llâhu aleyhi ve sellem açıkta oturuyordu. (yanına) biri gelip: "Îmân
nedir?" diye sordu. "Îmân; Allâha, Meleklerine, Allâh'a mülâkî olmağa
(yâni Rü'yetu'llâh'a), Peygamberlerine inanmak, kezâlik (öldükten sonra)
dirilmeğe inanmaktır." cevâbını verdi. "Ya İslâm nedir?" dedi.
"İslâm; Allâh'a ibâdet edip (hiçbir şeyi) O'na şerîk ittihâz etmemek,
namazı ikâme ve farz edilmiş zekâtı edâ etmek, Ramazanda da oruç
tutmaktır." buyurdu. (Ondan sonra) "Ya ihsân nedir?" diye sordu.
"Allâh'a sanki görüyormuş gibi ibâdet etmendir. Eğer sen, Allâh'ı
görmüyorsan şüphesiz O, seni görür." buyurdu. "Kıyâmet ne
zaman?" dedi. (Bunun üzerine) buyurdu ki: "Bu mes'elede sorulan,
sorandan daha âlim değildir. (Şu kadar var ki Kıyâmet'den evvel zuhûr edecek)
alâmetlerini sana haber vereyim: Ne zaman (satılmış) câriye, sâhibini (yâni
efendisini) doğurur, kim idikleri belirsiz deve çobanları (yüksek) binâ kurmakta
birbiriyle yarışa çıkarlarsa (Kıyâmet'den evvelki alâmetler görünmüş olur.
Kıyâmet'in vakti) Allâh'dan başka kimsenin bilmediği beş şeyden biridir."
Ondan sonra Nebiyy-i Muhterem salla'llâhu aleyhi ve sellem
)اِنَّ اللّهَ عِنْدَهُ عِلْمُ السَّاعَةِ وَ
يُنَزِّلُ الْغَيْثَ وَ يَعْلَمُ مَا فِى الْأَرْحَامِ وَمَا تَدْرِى نَفْسٌ
مَاذَا تَكْسِبُ غَدًا وَمَا تَدْرِى نَفْسٌ بِاَىِّ اَرْضٍ تَمُوتُ( Âyet-i Kerîme'sini tilâvet buyurdu. Sonra
(gelen adam) arkasını döndü (gitti). Resûlu'llâh salla'llâhu aleyhi ve sellem
"Onu çevirin." diye emrettiyse de izini bulamadılar. Bunun üzerine
buyurdu ki işte bu, Cibrîl (aleyhi's-selâm)dir. Halka dinlerini öğretmek için
geldi.
* İbn-i Abbâs radiya'llâhu
anhümâ'dan: Şöyle demiştir: Abdü'l-Kays Vefd'i (Bahreyn taraflarından) Nebiyy-i
Muhterem salla'llâhu aleyhi ve sellem'in huzûruna geldikleri zaman: "Siz
kimlerdensizin?" yâhud "Nerenin vefdisiniz?" diye sordu.
"Biz Rebîa (kabâilin) danız." dediler. "Hoş geldiniz. (Allâh
sizi) utandırmasın, pişmân etmesin." buyurdu. Bunun üzerine "Yâ
Resûlâ'llâh, biz sana yalnız şehr-i Harâm'da gelebiliriz. (Bilirsin ki)
aramızda kâfir olan (kabâil-i) Mudar'dan şu cemâat vardır. O halde bize
kesdirme bir şey emret de geride kalanlarımıza haber verelim, o sebeple de
Cennet'e girelim." dediler. (Nebî aleyhi's-salâtü ve's-selâm'a) içkileri
(yâhud içki kaplarını) de sordular. (Resûlu'llâh salla'llâhu aleyhi ve sellem)
onlara dört şey emretti, dört şeyden de nehyetti. Onlara yalnız Allâh'a îmân ile
emrettikten sonra "Bilirmisiniz yalnız Allâh'a îmân etmek ne
demektir?" diye sordu. "Allâh ve Resûlü a'lemdir." dediler.
"Allâh'dan başka ilâh olmadığına ve Muhammed'in Resûlu'llâh olduğuna
şahâdet, Namaz'ı ikâme, Zekât'ı edâ etmek, Ramazan orucunu tutmak, ganîmetin
humsunu vermektir." buyurdu.
Kezâlik onları (dört şeyden, yâni) hantem, dubbâ', nakîr, müzeffet
(denilen kaplara hurma, yâhud üzüm şırası koymak)den nehyetti. (İbn-i Abbâs
radiya'llâhu anhümâ'nın) müzeffet yerine mukayyer dediği de mervîdir.
* Zeyd b. Hâlid-i Cühenî radiya'llâhu anh'den: Şöyle demiştir:
Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem Hudeybiye'de geceleyin yağan yağmurdan
sonra bize sabah namazını kıldırdı. Namazdan çıkınca (mübârek) yüzünü cemâate
döndürüp: "Bilir misiniz, Rabb'ınız Azze ve Celle (Hazretleri) ne
buyurdu?" diye suâl etti. "Allah ve Resûlü a'lemdir" dediler.
Dedi ki (Allâhu Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri): "Kullarımdan kimi bana
mü'min, kimi kâfir (olarak) sabahı etti. Her kim Allâh'ın fazl u rahmeti ile
üzerimize yağmur yağdı dedi ise, işte o bana îmân etmiş, yıldıza etmemiştir.
Her kim de falan ve falan (yıldız)ın nev'i (yâni batıp doğması) ile üzerimize
yağmur yağdı dediyse, işte o, bana îmân etmemiş, yıldıza etmiştir"
buyurdu.
* Ebû Şüreyh radiya'llahu anh'den şöyle dediği rivâyet
olunmuştur. Nebî Salla'llahu aleyhi ve sellem (bir kere arka arkaya üç kere
yemîn ederek) Vallahi îmân etmiş olmaz, vallahi îmân etmiş olmaz, vallahi îmân
etmiş olmaz! Buyurdu. (Mecliste hazır bulunanlar tarafından): Yâ Resûla'llah!
Bu îmân etmiş olmıyan kimdir? Diye soruldu. Resûl-i Ekrem: Kim olacak, şu
komşusu zulmünden, şerrinden emîn olmayan kişi, diye cevab verdi.
* Abdullah İbn-i Hişâm'dan şöyle dediği rivâyet olunmuştur: Biz
bir kere Nebî Salla'llahu aleyhi ve sellem ile berâber bulunuyorduk.
Resûlu'llah, Ömer'in elini tutmuştu. Ömer: - "Yâ Resûla'llah! Sen bana
muhakkak ki her şeyden çok sevimlisin, ancak canımdan değil" dedi. Resûl-i
Ekrem: - "Hayır (öyle söyleme) hayâtım yed-i kudretinde olan Allah'a yemîn
ederim ki, ben sana hayâtından daha sevimli olmadıkça (îmânın kemâle
ermez)" buyurdu. Bunun üzerine Ömer: - "Öyle ise, şu anda yâ
Resûla'llah! Muhakkak ki, Sen canımdan da sevimlisin" dedi. Resûl-i Ekrem
de: - "Şimdi yâ Ömer! Îmânın kemâle erdi!" buyurdu.
* İbn-i Abbâs radiya'llahu anhümâ'dan rivâyete göre, Nebî
Salla'llahu aleyhi ve sellem Mikdâd radiya'llahu anh'e şöyle buyurmuştur: Ey
Mikdâd! Bir mü'min kişi, kâfir olan kavmi arasında îmânını gizleyip (selâmete
erişince) îmânını açıklasa, bunun üzerine sen de (onun îmânına i'timâd
etmiyererk) öldürsen (doğru değildir). Nasıl ki, sen de Hicret'den önce
Mekke'de îmânını gizliyordun.
* Enes (İbn-i Mâlik) radiya'llahu anh'den Nebî Salla'llahu
aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu işittim, dediği rivâyet olunmuştur:
Kıyâmet günü hulûl ettiğinde (Umûmî sûrette) ben şefâ'at ederim. Bunun üzerine
ben:
Yâ Rabbî! Gönlünde hardal dânesi kadar îmânı olanları Cennet'e
koy, diye niyâz ederim, bunlar Cennet'e girerler. Sonra ben: Yâ Rabbî! Hardal
dânesinden az îmânı olanları da koy, diye şefâ'at ederim. Enes İbn-i Mâlik der
ki: (Az bir îmânı) dediği sırada ben Resûlu'llah'ın parmaklarına bakar gibi
idim. O parmaklarını biribirine zam ederek işâret ediyordu.
*
Enes İbn-i Mâlik radiya'llahu anh'den Ma'bed İbn-i Hilâl
ma'rifetiyle şefâ'at hadîsi rivâyet olundu, Ebû Hüreyre'den uzun bir metin ile
rivâyet olunan şefâ'at hadîsi yukarıda geçti. Buradaki rivâyetin sonuna Enes
İbn-i Mâlik şu ma'lûmâtı ziyâde etmiştir. Mahşer halkı 'Îsâ'ya gelirler
(şefâ'at dilerler). Hazret-i 'Îsâ da onlara: - İstediğiniz umûmî şefâ'atci ben
değilim. Lâkin siz, Muhammed Salla'llahu aleyhi ve sellem'e gidip mürâcaat
ediniz, diyecek. Bunun üzerine ehl-i mahşer bana gelecekler. Ben de onlara: -
Umum beşeriyete şefâ'at bana ihsân olunmuştur. Rabbimden müsâ'ade istiyeyim,
diyeceğim. Rabbimden istediğim de müsâ'ade olunacak, ve bana Allahu Teâlâ'ya
arz-ı Mahmedet için şimdi hâfızamda bulunmıyan birtakım hamd ü senâlar ilhâm
olunacak. Bu mehâmid-i seniyye ile Allahu Teâlâ'ya hamdü senâ edip Cenâb-ı
Hakk'a secdeye kapanacağım. Sonra bana Allahu Teâlâ: -
Yâ Muhammed! Başını
secdeden kaldır, hem (ne istersen) söyle, sözün dinlenecek, (ne dilersen) iste
verilecektir, şefâ'at et, şefâ'atin de kabûl olunacaktır, buyuracak ben de
artık: - Yâ Rab! Ümmetimi ümmetimi, diye niyâz edeceğim. Bunun üzerine bana: -
Haydi git, gönlünde arpa dânesi kadar îmânı olan müslümanları Cehennem'den
çıkar, denilecek. Resûl-i Ekrem der ki: Ben de gidip vazîfemi îfâ edeceğim.
Sonra dönüp geleceğim. Bunun üzerine Cenâb-ı Hakk'a o birtakım hamdü senâlarla
hamd edip sonra Cenâb-ı Hakk'a secdeye kapanacağım. Bunun üzerine bana taraf-ı
ilâhîden: - Yâ Muhammed! Başını secdeden
kaldır, ve (ne dilersen) söyle, sözün dinlenecek, ve iste; istediğin
verilecektir. Şefâ'at de et, şefâ'atin kabûl olunacaktır, buyurulacak. Ben de
hemen: -
Yâ Rab! Ümmetimi ümmetimi, diye niyâz edeceğim. Bunun üzerine bana: - Haydi
git, gönlünde zerre veyâ hardal dânesi kadar îmânı olan müslümanları
Cehennem'den çıkar, denilecek. Ben de gidip onları çıkaracağım. Sonra dönüp
geleceğim. Bu def'a da Cenâb-ı Hakk'a evvelki hamd ü senâlarla hamd edip sonra
Cenâb-ı Hakk'a secdeye kapanacağım. Bunun üzerine taraf-ı ilâhîden bana: - Yâ
Muhammed! Başını kaldır ve ne dilersen söyle, sözün dilenecek, ve iste, dileğin
verilecek, şefâ'at de et, şefâ'atin kabûl olunacaktır, buyurulacak. Ben de: -
Yâ Rab! Ümmetimi ümmetimi, diye niyâz edeceğim. Bunun üzerine bana: - Haydi
git, hardal dânesine yakın mikdarda, azın azı îmânı olan kimseleri Cehennem'den
çıkar, denilir. Ben de gidip onları çıkarırım.