Fatiha Suresi Tefsiri
1( سُورَةُ الْفَاتِحَةِ
Mekke Döneminde İndi.
Âyet Sayısı: 7
Kur'ân'ın ve Kur'ân sûrelerinin Hz.
Muhammed (s.a.v.) Efendimiz tarafından verilmiş isimleri vardır. Fakat
sûrelerin bu isimlerini, iniş yerlerini ve âyetlerinin sayısını bildirmek için
yazılan başlıklar, aynı şekilde sayfa kenarlarında ta'şir denilen aşırları,
hizibleri, secdeleri gösteren yazılar Kur'ân'dan değildirler.
İsimlerin sonradan meydana gelmiş olmayıp
Hz. Peygamber'in isim vermesine dayalı olması, Kur'ân kelimelerinden olmalarını
gerektirmez ve bir kelimenin Kur'ân'dan olması için bu kadarı yeterli değildir.
Çünkü kitap yani Kur'ân, hadisten ve hatta kudsî hadisten ayrı bir özelliğe
sahiptir. Peygamberimizin hadisleri arasında Kur'ân tefsiriyle ilgili nice
hadis-i şerifler vardır ki, bunlar tevatür yoluyla rivayet edilseler bile yine
de Kur'ân sayılmazlar.
Bir kelimenin Kur'ân'dan sayılabilmesi için
Peygamberimizden Kur'ân olarak alınmış ve tevatür yoluyla rivayet edilmiş
olması şarttır. Çünkü Kur'ân'ın hükmü ve değeri yalnız mânâsında değildir, onun
lafızları ve kelimelerinin de bizzat hüküm ve değerleri vardır. Çünkü Kur'ân
tilavet edilmekle (diğer eserlerden) seçkin ve üstün tutulmuştur. Tilavet ve
onunla ilgili özellikler, lafızlarla ilgili hükümlerdir.
Eski büyüklerimiz bu gerçekten dolayı
Mushaf-ı Şerif'i, Kur'ân olarak alınmamış olan kelimelerden mücerred ederek
yazarlar ve جَرِّدُوا الْقُرْاَنَ "Kur'ân'ı (Kur'ân'dan olmayan
kelimelerden) ayırınız" veya جَرِّدُوا الْمُصَاحِفَ "mushafları yabancı
kelimelerden tecrid ediniz." diye tavsiye ederlerdi. Çünkü
Kur'ân'dan olmayan kelimelerin veya cümlelerin zaman aşımı ile Kur'ân'a
karıştırılarak tahrifat ve bozulmaya sebep olması gibi dinî bir sakıncayı göz
önünde bulundurmuşlar ve Mushaf'ın kabının iki kanadı arasında sadece Kur'ân'ın
yazılmasına dikkat etmişlerdi ki, bu tavsiye ve özenin nice önemli faydaları ve
hayırlı sonuçları görülmüştür.
Fakat sözkonusu ayıklamayı, Beyhakî "Kur'ân'ı, Kur'ân'dan olmayan
ile karıştırmamak" mânâsına yorumlamıştı. Çünkü Kur'ân'ın içine aldığı
hikmet bunu gerektirir. O halde Kur'ân'a karışma ve benzeme meydana gelmiyecek
bir şekilde (Kur'ân'dan
olmayan tefsir vs.nin) yazılmasında bir sakıncanın olmaması gerekir.
Hakikaten İbnü Abbas'ın; "ta'şir
mekruhtur" demesi bunun o zaman bir olay olduğuna işaret ettiği gibi
Kur'ân âyetlerine karışması sakıncasının bulunmaması durumunda bu mekruhun da
ortadan kalkacağına delalet etmektedir. Bu anlayışa göre; yazısı, yazılışı
Kur'ân'ın yazısından, yazılışından açıkça ayırdedilerek benzeme ve karışma
sakıncası ortadan kaldırılmak şartıyla yukarıda zikredilen başlık ve ta'şir
işaretlerinin mushafa yazılması "tecrid" tavsiyesine aykırı görülmez
ve sakıncasız sayılır oldu. Bu şekilde bu başlık ve işaretler çok eski bir
zamandan beri yazma mushaflarda değişik renkler veya altın mürekkeple ve icazet
hattıyla özel bir şekilde nakış ve tezhip edilegelmiştir. Matbaanın icad
edilmesinden sonra da aynı şekilde değişik yazı stili ve nakış ile Kur'ân
yazısından ayrılmalarına dikkat edilmiş ve özen gösterilmiştir.
Bu şekilde yazmakla Kur'ân'ın sayfaları
kesin olarak belli olan bir çerçeve içine alınarak Kur'ân hattı (yazısı)
diğerlerinden güzelce ayrıldığından dolayı hem tecrid tavsiyesine önem verilmiş
olup Kur'ân'a başka şeyin karışması tehlikesinin önüne engel çekilmiş, hem de
Kur'ân'ı koruma ve okumada ihtiyaç duyulan bazı önemli faydalar sağlanmıştır.
İslâm'da bu dinî duygu, Arap yazısının çeşitli şekiller ve güzellikler
almasında ve bilhassa tezhib sanatının ilerlemesinde etkili olmuş ve
mushafların tezhibi (yaldızlanması)nin güzel sanatlar arasında özel bir yer
almasına sebep olmuştur.
Fıkıh (İslam hukuku) açısından بأ س به "sakıncası olmayan şey"i terketmek
daha uygun ve sadelik, zahmete tercih edilirse de biz gelecekte de öteden beri
önem verilerek yapılan bu işin devam etmesi gerektiğine taraftar olacağız.
Çünkü Kur'ân'ı tecrid etme bir "sedd-i zeria" (kötülüğe götüren yolu
tıkama) ve farzın aslı da koruma vediğer şeylerden ayırd etme olduğundan dolayı
bu kayıtlı tecridin kayıtsız tecridden daha emin olduğu sabittir ve şer'î
hükmün illetiyle (sebebiyle) günümüze kadar geldiği de bilinmektedir.
Fakat şuna da dikkat çekmek gerekir ki: Bir
zaman yapıldığı gibi sanatı ortaya koymak için sayfaların sadeliğini ve Kur'ân
hattının düzenlilik ve üstünlüğünü ihlal edecek şekilde Kur'ân nazmının çeşitli
ve değişik yazılarla yazılması, aynı şekilde Mushaf'a Kur'ân sayfalarını
andırır bir şekilde dua vesaire ilave olunması uygun değildir.
Bu açıklamadan şu sonuca varırız:
Mushafların, karışıklık, ilave ve değiştirme ihtimalini ortadan kaldıracak
sağlam ve güzel bir şekilde yazılması veya basılması hususuna dikkat ve özen
göstermek müslümanların üzerine vacib olan hususlardan biridir. Ve mushafları
inceleme kurulu da bu farz-ı kifâyeyi yerine getirmekle görevlendirilmiştir.