Kütübü Sitte Nezr (Adak) Bölümü
UMUMİ
AÇIKLAMA
Dilimizde
çoğunlukla adak kelimesiyle karşıladığımız nezr Arapça'da daha şümullü bir mana
taşır. Nezrin cem'i nüzurdur; korkutma demek olan inzardan gelir. Râgıb
el-İsfehanî, nezrin ıstılahî manasını
"vacib olmayan bir şeyi bir emrin vukuu sebebiyle, vacib kılmak" diye tarif
eder. Daha açık bir ifadeyle nezri "Allah Teala hazretlerine ta'zim için mübah
olan bir fiilin yapılmasını üzerimize almak, îfasını kendi kendimize vacib
kılmaktır" diye tarif edebiliriz. Kul, Allah'ın rızasını kazanmak maksadıyla
ibadet sayılacak bazı şeyleri kendi kendine vacib kılabilir, bu dinen makbul bir
davranıştır. Sözgelimi "yarın oruç tutacağım"
veya "yarın şu kadar namaz kılacağım" diye nezirde bulunabilir. Kurtubî:
"Nezr îfa edilmesi emredilmiş olan akidlerdendir. Yerine getirene sena edilmiştir" der.
Nezr kişinin
bir şeyi yapmayı adaması olduğuna göre nezrin makbul olması, nezredilen şeyin,
dinen makbul ve ibadet nevinden olması gerekir. Allah'a isyanı gerektiren haramı
ve mekruhu işlemeyi gerektiren nezirler makbul değildir.
Nezr Allah
rızası için olmalıdır. Dünyevî maksada yönelik nezirler, ibadette esas olan
ihlasa münafi olduğu için değeri düşüktür. "Şu işim olursa şu kadar namaz
kılayım" veya "...şu kadar malı tasadduk edeyim" şeklindeki nezirler gibi. Ancak İslam
alimleri bu çeşitten nezir yapıldığı
takdirde yine uyulması gerektiğini belirtmişlerdir. İbnu Hacer en muteber, en
kıymetli nezrin herhangi bir şarta bağlamadan yapılan nezir olduğunu belirtir ve
"hastalıktan afiyet bulanın "Allah için şu kadar oruç üzerime borç olsun" demesi gibi" der. İbnu
Hacer devamla: "Allah şifa verirse..." gibi bir şartla ibadete nezretmenin
ikinci sırada yer alan bir nezir
olduğunu belirttikten sonra, Allah rızası gözetilmeyen nezirlerin değersiz olduğunu söyler.
"İstiskal ettiği bir kölesinin sohbetinden kurtulmak için azab etmeye nezretmesi
gibi" der. Kişiye yapmada meşakkate
düşeceği nezirde bulunmanın mekruh ve hatta haram olacağı yine alimlerce
belirtilmiştir.
Nezirlere
uyulması gerektiği Kur'an-ı Kerim'de temas edilmiş olan bir husustur. Şöyle
buyrulur: "Allah sizi yanlışlıkla veya yanılarak ettiğiniz yeminlerden dolayı
mesul tutmaz, fakat kalbinizle kazandıklarınızdan, yalan yere ettiğiniz yeminle ve yeminlerinizi yerine getirmemekle
kazandığınız günahtan mesul tutar. Allah gafurdur, günahları çok bağışlar,
halimdir, hemen ceza vermeyip tevbe etmeniz için size fırsat verir" (Bakara
225).
NEZİRDEN
NEHİY
ـ5727 ـ1ـ عن سعيدِ بْن الْحَارثٍ قال سَمِعْتُ ابْنِ عُمَرَ
رَضِيَ اللّهُ عَنهُمَا يَقُولُ: ]أوَلَمْ تُنْهَوْا عَنِ النَّذْرِ؟ قَالَ رَسُولُ
اللّهِ #: إنَّ النَّذْرَ َ يُقَدِّمُ شَيْئاً وََ يُؤَخِّرُهُ، وَإنَّمَا
يُسْتَخْرَجُ بِهِ مِنَ الْبَخِيلِ[. أخرجه الخمسة إ الترمذي
.
1. (5727)- Said
İbnu'l-Haris anlatıyor: "İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ)'i şöyle söyler işittim: "Siz nezr etmekten
yasaklanmadınız mı? Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) demişti ki: "Nezir,
olacak bir şeyi ne öne alır ne de geriye bıraktırır. Ancak onunla cimriden mal
çıkarılmış olur." [Buharî, Kader 6, Eyman 26; Müslim, Nezr 3, (1639); Ebu Davud,
Eyman 26, (3287); Nesâî, Eyman 24, (7, 15, 16).]
ـ5728 ـ2ـ وعن أبي هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنه قال: ]قَالَ
رَسُولُ اللّهِ #: إنَّ النَّذْرَ َ يُقَرِّبُ مِنْ ابْنِ آدَمَ شَيْئاً لَمْ
يَكُنْ اللّهُ قَدَّرَهُ لَهُ، وَلكِنِ النَّذْرُ يُوَافِقُ الْقَدَرَ فَيُخْرَجُ
بذلِكَ مِنَ الْبَخِيلِ مَالَمْ يَكُنْ الْبَخِيلُ يُرِيدُ أنْ يَخْرِجَ[. أخرجه
الخمسة واللفظ لمسلم .
2. (5728)- Hz. Ebu
Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)
buyurdular ki:
"Nezir,
ademoğluna, Allah'ın kendisine takdir
etmediği hiçbir şeyi yakınlaştırmaz. Ancak nezir, kadere muvafık olur.
Nezir sayesinde, cimrinin kendi arzusu ile çıkarmak istemediği, cimriden
çıkarılır." [Buharî, Kader 6, Eyman 26;
Müslim, Eyman 7, (1640); Ebu Davud, Eyman 26, (3288); Tirmizî, Nüzûr 10, (1538);
Nesâî, Eyman 25, (7, 16).]
AÇIKLAMA:
1- Sadedinde
olduğumuz birinci hadis, bir soruya verilen cevap kısmı aksettirmekte, soru
kısmını göstermemektedir. Hakim'in Müstedrek'inde ve başka bazı kaynaklarda
geldiğine göre, İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ)'e Mes'ud İbnu Amr adında bir
zat gelerek sorar: "Ey Ebu Abdirrahman! Oğlum, Ömer İbnu Ubeydullah İbni Ma'mer
ile birlikte Fars diyarında idi. Oraya şiddetli bir veba ve taun salgını geldi.
"Oğlumu Allah bu musibetten salim kılarsa Beytullah'a yaya gidip tavafta
bulunacağım" diye nezirde bulundum. Oğlum da yanıma hasta olarak geldi, sonra da
öldü. Bu hususta ne dersiniz (bana tavaf vacib oldu mu)?" diye sordu. İşte bu
soru üzerine yukarıdaki cevabı verir: "Siz nezretmekten yasaklanmadınız mı?"
Sonunda "...Nezrini îfa et!" der.
2- Alimler, bu
hadiste ifade edilen yasaklama hususunda ihtilaf etmiştir.
*
Bir kısmı,
hadisin zahirini esas almış, nezrin mekruh olduğunu
söylemiştir.
*
Bir kısmı da
hadisi te'vil etmiştir.
**
İbnu'l-Esir
en-Nihaye'de der ki: "Hadislerde, nezirden nehiy tekrarla gelmiştir. Burada
hadis, nezri îfaya bir te'kiddir ve nezir
yoluyla bir şeyi kendine vacib kıldıktan sonra bu vecibeyi küçümsemekten
yasaklamadır (tahzir). Eğer hadisin manası, nezir yapmaktan zecr (yasaklama)
olsaydı, hadiste nezrin hükmünü iptal ve
nezri îfa etmenin lüzumunu iskat manası
olurdu. Çünkü, nezir nehiyle masiyet
olur ve uyulması gerekmez. (Halbuki nezre uymak
ayetle sabit bir hâdisedir. Öyleyse) sadedinde olduğumuz hadisi şöyle
anlamamız gerekmektedir: "Nezirin onlara peşin bir fayda getirmeyeceğini,
onlardan bir zararı da bertaraf etmeyeceğini, keza Allah'ın kaderdeki takdirini
de değiştirmeyeceğini onlara bildirmektedir. Diyor ki: "Sizler, Allah'ın size
takdir etmediği bir şeye nezirle ulaşacağınız veya Allah'ın hakkıyla hükmettiği
bir şeyi nezirle kendinizden bertaraf edeceğiniz inancıyla nezirde bulunmayınız.
Böyle bir inanca düşmeden nezirde bulunursanız, nezrinize vefa gösterin, borcu
üzerinizden atın. Zira nezrettiğiniz
şeye uymanız gerekir."
İbnu Hacer,
en-Nihaye'de kaydedilen bu görüşün, İbnu'l-Esir'den önce başka alimler
tarafından da paylaşıldığına dair
serdedilen görüşeri de kaydeder. Mesela Ebu Ubeyd şöyle demiştir: "Hadisin nezirden nehyedip şiddet göstermesindeki gaye
nezrin günah bir fiil olduğunu söylemek değildir. Nezir, bu şekilde yasak ve
günah olsaydı Allah Teala hazretleri
nezri yerine getirmeyi emretmez, nezrini tutanları da övmedi. Bilakis,
bana göre hadisin manası nezrin şanını yüceltmek, onun ciddiyetini tesbit
etmektir; ta ki o hafife alınmasın, onun yerine getirilmesinde laubaliliğe kaçıp
vaadedilen şeyin yapılmasını terke, söz verilen şeyi îfadan kaçmaya yer
verilmesin."
** İmam Malik,
bir şeyi müebbeden yapmayı nezretmenin mekruh olacağına hükmetmiştir. Bu durumda
o iş, gönül hoşluğu ile yapılmaz.
**
İbnu'l-Mübarek:
"Taate müteallik nezir hayırdır, masiyete götürecek nezir mekruhtur, haramdır"
demiştir.
** Bazı alimler: "Allah için şunu yapmak üzerime borç olsun" şeklinde şarta bağlanmadan yapılan nezirlerde
mahzur görmemiş, bunun sevap olduğunu belirtmiştir. Çoğunluk nezirde keraheti
şarta bağlamada görür: "Allah şifa verirse şu kadar namaz kılacağım" ifadesi
gibi. Böyle bir nezirde bulunan kimsenin cehaletle: "Bu nezr, arzu ettiği şeyin
olmasını sağlayacağı" veya bu vaadi ve nezri sebebiyle Allah'ın, onun dilediğini
yerine getireceği inancına düşerse bunun büyük hata olacağı, hatta küfre
yaklaşan bir hata olacağı ifade edilmiştir. Kurtubî bu
endişededir.
** Hadisteki nehyin, nezrettiği şeyi
yerine getirmeyeceği halinden belli olan
kimselerle ilgili olduğunu söyleyenler de olmuştur.
** Bazıları:
"Hayra vesile olan şeyin de hayır, şerre vesile olan şeyin de şer olduğu"
prensibinden hareket ederek hadisi yorumlamıştır.
3- İbnu'l-Arabî,
hadiste, nezreden kimsenin nezrini yerine getirmesinin vacib olduğuna hüccet
bulunduğunu söyler. Ona göre hadiste "Nezirle
cimriden mal çıkarılmış olur"
ifadesi, nezri yerine getirmenin vacip olduğunu ifade etmektedir. "Çünkü der,
eğer cimri, bunda muhayyer olsaydı, cimriliği sebebiyle, malı çıkarmama hali
üzere devam ederdi."
4- Bu hadisle
"Sadaka kötü ölümü defeder" hadisi
arasında zahirî bir tenakuz
gözükmektedir. Bunu alimler şöyle açıklamıştır: "Sadaka kötü ölümün
def'ine bir sebep olmaktadır. Sebepler de müsebbebat gibi mukadderdir (önceden
belirlenmiştir, takdir edilmiştir).
Nitekim Aleyhissalâtu vesselâm, kendisine: "Rukye Allah'ın kaderinden bir şeyi
geri çevirir mi?" diye soran kimseye: "O da Allah'ın kaderindendir" diye cevap
vermiştir. Nitekim Hz. Ömer'in vebalı yere girmeme kararı üzerine "Allah'ın
kaderinden mi kaçıyorsun?" itirazına verdiği "Allah'ın kaderinden Allah'ın
kaderine kaçıyoruz" cevabı da Resulullah'ın cevabının bir benzeri olmaktadır."
5- İbnu'l-Arabî,
nezri "dua"ya benzetir: "Dua da kaderi değiştirmez, ama dua kaderdendir" der. Bununla beraber,
dua mendub kılınmış, nezir nehyedilmiştir. Bunun sebebi, dua peşin, acil
bir ibadettir, duada Allah'a teveccüh, tazarru, hudu açıkça görülür. Nezirde
böyle değildir, bunda ibadet, dileğin husulüne te'hir edilmektedir, amel zaruret
anına
terkedilmektedir.
6- Hadis, iyilik
niyetiyle yapılan amellerin nezir suretiyle yapılanlardan efdal olduğunu
göstermektedir. Bu sebeple hadiste hayır amelde ihlasa, sırf Allah rızası için
yapmaya teşvik var.
7- Hadis
cimriliği de kötülemektedir. Ayrıca emredilenleri yapıp, nehyedilenlerden
kaçınan kimseye bahil (cimri) denemeyeceği anlaşılmaktadır.