Yeni Ümit Dergisi Başyazısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yeni Ümit Dergisi Başyazısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Kasım 2012 Pazartesi

Bahara Uyananlar

Başını kaldır çevrene bak ve dünü-bugünü birarada görmeye çalış! Her şeyin muntazam bir tempoyla değişip gelişmekte olduğunu; dün minik bir tomurcuk, kuru bir tohumcuktan ibaret olan filizlerin, dânelerin boy atıp başak bağladıklarını, ayağa kalkıp çiçekler açtıklarını görecek ve hayretten hayrete gireceksin...

Evet, tıpkı baharda, otların, ağaçların, hatta bütün canlıların urbalarını giyip formalarını takması ve herbiri kendine has renk, şekil, keyfiyet ve edâ ile gözlerimizi kamaştırıp gönüllerimizi coşturması, başlarımızı döndürüp bakışlarımızı bulandırması misillü; dünyanın dörtbir yanında, değişik renk, değişik şekil ve değişik şivede, fakat hepsi de o tek ve biricik gerçek etrafında olagelen en mevzun değişmeler, en dengeli gelişmeler birbirini takib etmekte ve adeta Kudreti sonsuz, bütün handikaplara rağmen, iç içe baharlar gibi peşi peşine harikalar ve mucizeler sergilemekte.

Evet, herbiri birer cansız kaya parçasına dönmüş dağlara tepelere, dağlarda-tepelerde kütükleşen ağaçlara, ağaçlar arasında kalakalmış cansız cenazelere, evlek evlek sular yürümekte.. yıllar yılı ayaklarımızın altında ölü gibi yatan toprak hayat olup fışkırmakta.. hava, su, yeşil yapraklara, renk renk çiçeklere ve tatlı meyvelere doğru sessiz sessiz akıp gitmekte...

Artık, bugünün dün; yarının da bugün olmayacağını daha iyi seziyor ve daha iyi anlıyoruz. Bugün ufukta bize göz kırpan güneş, dünkü o solgun yüzlü güneş değil. Yarının pırıl pırıl güneşleri de bugünün küsuftan sıyrılmaya çalışan güneşleri gibi olmayacaktır.

Bak daha şimdiden, her tarafta renkler, desenler ve şekiller; renkler, desenler ve şekiller üzerinde billûrlaşan duygular, düşünceler, anlayışlar her gün daha da netleşiyor, berraklaşıyor ve çizgi çizgi özüne doğru kayıyor!

Aslında bu umumi değişme ve gelişmeyi, kendimizde görüp göstermemiz de mümkündür. Rica ederim, bugünkü nesillerin dünkü nesiller olduğunu iddia edebilir miyiz? Sen dünkü “sen” beriki de dünkü “o” mudur? Demek ki yarınki sen “sen”, o da “o” olarak kalmayacaktır.

Öyle ise bugünden irâdenle diril ve bir çağlayan gibi özüne doğru akmaya çalış! Zaten, etrafındaki bu canlılık ve dirilmelere adapte olamaz, duygu ve düşüncelerinle bu gürül gürül akıntıya kendini salamazsan olduğun yerde kalakalıp, kuruman kaçınılmaz olacaktır.

Bu canlılık, bu gelişme, bu kaynaşma ne muhteşem, ne göz kamaştırıcı! Bu pırıl pırıl baharın alkışçıları; temsilcileri ne mübarek ve ümidlerin bittiği aynı noktada çölleri cennetlere çevirerek iradelerimize fer kazandıran kudret ne muazzam ve mübeccel..!

Read more »

4 Kasım 2012 Pazar

Hayattaki Cennet Esintileri

Bir kısım güçlükleri olsa bile, hayat, hiç de iddia edildiği gibi fenâ değil. Evet, yaşama boyunca, zaman zaman bir kısım sıkıntılar, bir kısım hayal kırıklıklarıyla karşılaşılabilir. Ancak, varlıkla içli-dışlı olmak, çeşit çeşit güzelliklere uyanmak, güzel şeyleri tanımak; en başdöndürücü, en çarpıcı şeyler arasında dolaşmak; en nefis kokuları koklamak, en enfes şeyleri tatmak; nefes almak, kırlarda dolaşmak; inanmak, ümit etmek, ötelere ait binbir güzelliği burada hazırlamak ve binbir güzellik için hazırlanmak gibi insanla, insanın duygularıyla gelen ne kadar güzel şey varsa, hemen hepsi de hayat vasıtasıyla sezilmekte, hayat vasıtasıyla kavranılmakta ve hayatla kazanılmaktadır.

Aslında birçok yönleriyle ölüm de güzeldir. Ancak o, hayatını, düşünerek, inanarak, inandığını yaşayarak sürdürenler için çok mutlu ve arzu edilebilecek kadar sevimli bir akıbet olsa bile, hayatını cismaniyete bağlı geçirenler için hiç de özlenecek bir şey değildir. Aksine o, böyleleri için fevkalâde sıkıcı, tatsız ve acı bir sondur.

İnanan insan nazarında hayat, her yanıyla binbir güzelliğin kaynağı ve Yüce Yaratıcı’nın sonsuz rahmetinin bir tezahürüdür. Hayat sayesinde içinde yaşadığımız ve aynı zamanda bir parçası olduğumuz bu şirin dünyâyı iyileştirmeye, güzelleştirmeye çalışır, inanç ve ümitlerle girdiğimiz farklı bir zaman buudunda, her türlü tasavvurların üstünde zevklere ulaşır; çalışmanın aynen haz haline geldiğini duyar ve hayatımızı katlayarak yaşayabiliriz.

Binbir renk cümbüşü içindeki şu tabiat kitabı, ondaki bu başdöndürücü güzellikleri sezip anlayabilecek idrak ve şuur, güzelliklere uyanmış bir gönül sonra bütün bunların yanında, eşyâda tasarrufa sâhip ve istifâdeye mâlik olduğumuza emare sayabileceğimiz bir irâdenin bahşedilmesi ve insanın da bütün bunların farkında olması.. evet, bütün bunlar güzel değil mi..?

Bundan öte olsa olsa insana, her gün ayrı bir nizam ve güzellik kapısını arayıp bulmak ve onu açmaya zorlamak, yeni yeni temâşâlar için gerilime geçmek, sonra da bitevî karanlıkları arkaya alarak sürekli aydınlıklara doğru koşmak kalıyor.

Read more »

Yeni Ümid'in Mütevâzi İkliminde

Ömrünün kısalığından şikâyet eden insanların sayısı hiç de az değildir. Ama acaba, bu şikâyetçiler, o kısa ömürlerini olsun tam değerlendirip yaşayabiliyorlar mı? Oysa ki önemli olan ömrün uzunluğu kısalığı değil, önemli olan mevcudun değerlendirilip yediveren başaklar haline getirilmesidir.

Ara vermeden her gün -bir-iki saat olsun- vazifesini muntazam yerine getiren nice kimseler vardır ki, zamanla ortaya koyabildikleri eserlerin çokluğu karşısında kendileri bile hayrette kalırlar.

Muntazam ve kesiksiz her çalışma, hendesî “geometrik” bir dizi halinde büyür, gelişir ve buudlaşır.. tabiî semeresi de öyle olur. Kesik kesik ve duraklamalı çalışmalar ise, ya eserleri itibariyle sonuna kadar hep bu duraklamaların izlerini taşır veya netice ve semeresi itibariyle bütün bütün güdük kalır.

Kendini bir yüce da’vâ ve mefkûreye vakfeden herhangi bir insan, kendi imkân ve iktidârı ölçüsünde tedbirini alıp Hakk’ın tevfikine sığınarak çalışabildiği ve Montherland’ın tabiriyle “zaman yiyiciler”den uzak kalabildiği takdirde, güç ve tâkâtının çok fevkinde iş ve hizmetlere muvaffak olacağından, dolayısıyla da bir o kadar müsbet neticeler elde edeceğinden asla şüphe edilmemelidir.

Vâkıa, sistemli düşünme, sistemli çalışma ve çalışmada süreklilik gibi fiyatı yüksek şeylere, insanların pek çoğu iltifât etmez ve alâka duymaz; ama, bence, en kestirme ve neticeye en yakın yol da yine bu yoldur.

Kendilerini ucuz ve kolay yollarla elde edilen şeylere kaptıranlar, farkına varmadan, biraz pahalı fakat daha zevkli ve daha kalıcı şeyleri elden kaçırmış olurlar.

Evet, zahmetler, sıkıntılar ve belli disiplinlerle kazanılan şeyler hem daha uzun ömürlü, hem de her biri ayrı birer haz kaynağıdır. Yorulmadan elde edilen şeylere gelince, onların ne kalıcı müsbet neticelerinden ne de birer zevk kaynağı olduklarından bahsetmek mümkün değildir.

Rahatı ararken ve rahata giderken biraz yorulmalı, bir şeyler inşâ ederken, icabında bir kısım şeyler yıkılmalı, kazanmadan evvel harcamalı, almadan evvel de verilmeli ki elde edilen şeylerin kıymeti bilinsin ve ucuza elden çıkarılmasın.

Read more »