4 Kasım 2012 Pazar

Kur'ân-ı Kerim'e Göre İnsanın Yaratılışı

"Yakın istikbâlde bile halli imkânsız bazı meselelere, bilimsellik maskesi altında yakıştırılan "yapmacık çözümler" maalesef teori olmak vasfını bile kaybetmiş olmasına rağmen, günümüzde birer gerçekmiş gibi telkin edildi ve böylece ilim adına bir sürü "dogma"lar icad edildi. Bunlardan en meşhuru da evrim teorisidir. Bu "yüz yamalı bohça"nın çoktan ilim çevrelerinde iflası ilân edilmiştir. Fakat yerine konulmak istenilenler de tatmin edici bir yaratılış modeli olamamıştır. Bunun sebebi de, yaratılış mevzuunda batılıların dayandıkları kaynakların aslı kaybolmuş muharref dînî metinler olmasıdır. Bu yazı ise, orijinalitesini muhafaza eden Kur'ân gibi bir kaynağa dayanılarak yazılmıştır. Bu bakımdan hem ilk insanın yaradılışı, hem de anne karnındaki yaratılış safhaları, âyetler ve ilmî gerçekler açısından ele alınırken, şaşırtıcı beraberliklerin tesbiti, araştırıcı ruhlar için düşündürücüdür.

Evet ilâhi mesaj, insanın ve bütün canlıların, su ve topraktan yaratıldığını ifade ederken bakıyoruz ki, gerçekten canlıların esas maddesini teşkil eden nesneler, toprakta ve suda bulunan elementlerden ibarettir. Bilhassa insan organizmasının % 30'unun organik (katı) madde, % 70'nin sudan olduğu ilmen tesbit edilmiştir.

Anne karnındaki teşekkülü, Kur’ân-ı Kerim'in ele alışı, ilim adamlarını hayret ve hayranlığa sevkedecek derecede, bu günkü ilmî tesbitlerle aynen uyuşmaktadır. Bilhassa erkeklik ve dişilik faktörünün erkek menisine (sperme) ait olduğunu ifade eden Kıyâme Suresinin âyetleri fevkalâde dikkat çekici bir hüviyet taşımaktadır. Bu çeşit araştırmaların artması, Keith Moore gibi gerçek ilim adamlarına hep şunları söylettirecektir: "Ayet ve hadislerin, ilmî gelişmeler konusundaki açıklamalarını bilgimin artması ile daha iyi değerlendireceğimi hissediyorum. Din ile ilim arasındaki yıllar boyu bırakılan mesafenin Kur'ân ve hadislerin ışığı altında kapatılacağına inanıyorum."

Çağımızda insanların çoğu "bilimsel" adı altında takdim edilen pek çok şeyin gerçeğin ta kendisi olduğunu kabul etmek temayülünde bulunuyor. Böylece insan çok defa "çağdaş insan" ya da "çağdaş düşünce sahibi" olarak kabul ediliyor ve itibar görüyor. Halbuki "bilimsel" olarak takdim edilen konuların birçoğu nazariyelerden ibarettir; hatta bunların bazısı bilimin çözemediği ve istikbâlde çözemeyeceği meseleler olarak gözüküyor. Böylece çağımızda bilim adına bilimde "doğma"lar icad edilmiş oluyor. Gerçekten bu kimselerin inanç temeline dayalı doğmaları reddetmek; aksine kendi icad ettikleri varsayımlara itibar etmek gibi bir tezadın içine düştükleri görülüyor. İşte Darwin nazariyesi bu konulardan biridir. Halbuki insaflı hatta ilmî mantığa uygun olarak en az ilmî hipotezler kadar inanç esasına dayalı naslar da dikkate alındığı takdirde, hem bilimin gelişmesine hem de tefekkür hayatımızda yeni ufukların açılmasına sebep olabiliriz.

İnsanın yaratılışı hakkındaki "bilimsel" hipotez, tabii seleksiyonla basit bir türden yüksek yapılı organizmaların teşekkül ettiği, neticede maymundan insanın geliştiği görüşüdür. Son günlerde ise Havva annemizin zenci olduğu, şempanzenin insandan türediği hipotezi ortaya atıldı. Halbuki Kur’ân-ı Kerim insanın insan olarak yaratıldığını bütün insanların Adem'den türediğini bildiriyor.

Gerçekten Kur’ân-ı Kerim'de sadece insanın yaradılışı gibi biyolojik değil, hukukî, ahlakî, sosyal ve ekonomik konular yanında astronomi, jeoloji, botanik, zooloji ve tıp gibi çeşitli bilim dallarına dair bilgiler görüyoruz. Tıp bilimlerine dair konular oldukça önemli bir yer tutuyor(1). Pek çok kimse bir din kitabında bilimle ilgili bu gibi konuların bulunmasını, bunların incelenmesini, "bilimsel" veri ve hipotezlerle karşılaştırılmasını tuhaf bulabilir. Bu düşünce tarzı bile batılı bilim adamlarından intikal etmiştir. Batılı bilim adamları bilim ve din ilişkisinden bahsederken çok defa sadece hıristiyanlık ve yahudiliği gözönüne alır, katiyen İslâm'ı nazar-ı itibare almazlar. Batıdaki bu yanlış değerlendirme bazan bilgisizlik; fakat çok defa orientalistlerin kıskanç ve kasıtlı aleyhtarlıklarından ileri gelmektedir(2). Son yıllarda batılı bilim adamlarının İslâm'ı doğru değerlendirmeye; hatta batılı entellektüeller arasında İslâm'ı seçenlerin dikkati çekecek derecede çoğalmaya başladığını söylemeliyiz.

Kur’ân-ı Kerim'e göre insanın yaradılışını iki bölümde inceleyebiliriz. Hz. Adem'in yaratılışı. Anne rahminde İnsan yavrusunun yaratılışı. Birinciye Havva annemizin, ikinciye Hz. İsa (a.s.)'nın yaratılışı ilave edilmelidir.
Hz. Âdem'in (a.s.) yaratılışına dair Kur’ân ayetleri şu mealdedir (3).

"Hani Rabbin meleklere muhakkak ben yeryüzünde bir halife (bir insan, Adem) yaratacağım" demişti (Bakara 30).

"And olsun biz insanı kuru bir çamurdan suretlenmiş balçıktan yarattık" (Hicr 26).

"O insanı (Ademi) bardak gibi (çınlayan) kupkuru bir balçıktan yarattı (Rahman 14).

"Yaratılışta kendileri mi daha kuvvetli yoksa bizim yarattıklarımız mı? Hakikat bizonları cıvık bir çamurdan yarattık" (Saffat 11)

"Ki o, yarattığı her şeyi güzel yapan, insanı (Ademi) yaratmaya da çamurdan başlayandır" (Secde 7)

"And olsun biz insanı (Ademi) çamurdan (süzülmüş) bir hulâsadan yarattık" (Mü'minun 12)

"O, sizi çamurdan yaratan sonra ölüm zamanını takdir edendir" (Enam 2).

"Sizi (aslınızı) ondan (topraktan) yarattık" (Taha 55)

"Sizi bir topraktan yaratmış olması O'nun ayetlerindendir. Sonra siz (her tarafa yayılır) bir beşer oldunuz" (Rum 20)

"... İblis dedi: Ben bir çamur olarak yarattığın kişiye secde eder miyim" (İsra 61, A'raf 12, Sâd 76)

Bu âyetler özetlenecek olursa, "Âdem çamurdan yaratılmıştır" (İsra 61, Araf 12, Sad76, Secde 7).

"Âdem cıvık çamurdan yaratılmıştır" (Saffat 11)

"Âdem çamurdan süzülmüş bir hulâsadan yaratılmıştır" (Mü'minun 12).

"Âdem kuru çamurdan suretlenmiş balçıktan yaratılmıştır" (Hicr 27, Rahman 4). (3).

Âdem (yerden çıkmış varlık) edim (yeryüzü, toprak) anlamında İbranice bir kelimeden gelmektedir. Âdem’in çamurdan, yani toprağın su ile karışımından yaratıldığı, daha açık bir ifade ile kuru çamurdan şekillenmiş bir balçıktan yaratılıp ilâhi ruhtan üflendikten sonra canlandığı beyan ediliyor:

"Ki o yarattığı her şeyi güzel yapan, insanı (Adem'i) yaratmaya çamurdan başlayandır" (Secde 7)

"Sonra onu (Adem'i) düzeltip tamamladı, içine ruhundan üfürdü, sizin için kulaklar, gözler, gönüller yarattı" (Secde 9) (3).

Gerçekten sadece insanın değil tüm canlıların yapısını teşkil eden esas maddenin topraktaki elementler ve sudan ibaret olduğu özellikle insan organizmasının %30'nun inorganik ve organik (katı) madde, % 70'nin sudan ibaret olduğu bilinmektedir. Bu terkip gözönüne alınırsa insan organizması suyu galip bir yapı gösteriyor. Hayatı su veriyor. Keza bitkiler, hayvanlar ve herşey topraktan geliyor, tekrar ona dönüyor ve toprak oluyor.

Elmalılı Hamdi tefsirinde Hz. Âdem'in çamurdan çıkarılan bir hulâsadan, yani önce çamurdan istifa (temiz olanı seçme) ile ayrılan bir hulâsadan yaratıldığını ifade ediyor (4); adeta insanın anne rahminde bir nutfeden yaratılması gibi, önce çamurdan ayrılan nutfe mahiyetini almış hulâsadan halk edilmiş; sonra ruh verilmiş ve böylece Adem yaratılmış oluyor. Fahreddin Razi (5) de tefsir-i kebirinde Hz. Âdem’in topraktan seçilmiş bir hulâsadan yaratılmış olduğunu vurguluyor.

Hz. Âdem'in yaratılışı bugün bilim adamının laboratuarda tekrarlayacağı bir deney gibi gözükmüyor. Bu, muhteşem bir araştırma olarak karşımızda duruyor. Burada en Önemli nokta Âdem’in vücudunu teşkil eden topraktaki inorganik elementlerin nasıl organik bir hayat biçimine dönüştüğüdür(6). Bugün bilim bunun cevabını vermiş değildir. Bu muhteşem olayı kör bir tesadüfe bağlayarak yaradılışı bu şekilde izah etmek kesinlikle mümkün değildir. Bu konuda Kur’ân-ı Kerim Âdem’in ve ondan insan neslinin türemesini öldükten sonra dirilme ya da yeryüzünde kuruyan tabiatın tekrar nasıl canlandığına yemyeşil olduğuna dikkatimizi çekerek, topraktan bir canlı yaratmanın bir ölüyü tekrar diriltmekten daha yüksek bir kudret gerektirdiğini bildiriyor:

"Ey insanlar; eğer siz öldükten sonra dirilmek hususunda herhangi bir şüphe içinde iseniz şu muhakkaktır ki biz sizin aslınızı topraktan, sonra onun zürriyetini insan suyundan, sonra pıhtılaşmış bir kandan, daha sonra da hilkati belli belirsiz bir çiğnem etten yarattık ve bunları size kudretimizi apaçık gösterelim diye yaptık. Siz dileyeceğimiz muayyen bir vakte kadar rahimlerde duruyorsunuz. Sonra sizi çocuk olarak daha sonra da kuvvetinize, yiğitlik çağına ermeniz için büyütüyoruz. Kiminiz öldürülüyor, kiminiz de evvelki bilgisinden sonra artık hiçbir şey bilmemek üzere ömrün en fena devresine doğru gerisin geri itiliyor. Sen yeryüzünü kupkuru ve ölü görürsün. Fakat biz onun üstüne yağmuru indirdiğimiz zaman o harekete gelir, kabarır, her güzel çiftten nice nebat bitirir" (Hac 5)(3).

"De ki yeryüzünde gezip dolaşın da (Allah'ın) hilkate nasıl başladığını görün. Allah yeni bir ahiret hayatını da tekrar yaratacaktır. Çünkü Allah her şeye hakkıyla kadirdir" (Ankebut 20).

Nihayet Kur’ân-ı Kerim göklerle yeryüzünün, dağların, diğer canlıların yaratılışı hakkında bilgiler veriyor:

"İnkâr edenler görmediler mi ki göklerle yer bitişik halde iken bizim onları birbirinden ayırdığımızı, her canlı şeyi de sudan yarattığımızı o küfür (ve İnkâr) edenler görmediler mi? Hâla inanmayacaklar mı onlar?

Yer (yüzün) de onları (insanları) çalkalar diye sabit sabit dağlar yarattık. Aralarında da bol bol yollar yaptık. Biz gökyüzünü de korunmuş bir tavan (gibi) yaptık onlar (münkirler) ise bunun ayetlerinden (Allah’ın varlığına birliğine işaret) yüz çeviricidirler.

O geceyi-gündüzü, güneşi, ayı yaratandır ve bütün bunlar kendi yörüngesi içinde yüzmekte (devretmekte)dir" (Enbiya 30, 31, 32, 33) (3).

"Allah her canlıyı sudan yarattı. İşte bunlardan kimi kanat üstünde, kimi ayağı üstünde yürüyor, kimi de dört (ayağı) üstünde yürüyor" (Nur 45) (3).

Tekrar insanın yaradılışına dönelim. Âdem’den sonra Havva'nın yaradılışı hakkında Kur’ân-ı Kerim;

"Ey insanlar sizi bir tek candan (Âdem’den) yaratan, ondan da yine onun zevcesini (Havva'yı) vücuda getiren ve ikisinden de birçok erkekler ve kadınlar türeten Rabbiniz (e karşı gelmek) den sakının (Nisa 1) (3).

"O, sizi bir candan (Âdem’den) yaratan, bundan da (gönlü) kendisine ısınsın diye eşini yaratan O'dur (Allah’tır) vaktâ ki o (eşini) örtüp bürüdü (cinsi münasebet) o da hafif bir yük yüklendi de (gebe oldu) bununla gidip geldi nihayet (gebeliği) ağırlaşınca ikisi de Rablerine şöyle dua ettiler. "Eğer bize düzgün (hilkati tam) bir çocuk verirsen andolsun ki her halde şükredenlerden olacağız" (Araf 189)

"Size nefislerinizden kendilerine ısınmanız için zevceler yaratmış olması, aranızda bir sevgi ve esirgeme yapması onun ayetlerindendir..." (Rum 21).

"Sizi bir kişiden yarattı. O, sonra ondan da eşini meydana getirdi. Sizin için davarlardan sekiz çift indirdi. Sizi analarınızın karnı içinde bir yaradılıştan öbür yaradılışlara (kalb ile) halk edip duruyor..." (Zümer 6).

"...Size hem kendi (cins)inizden eşler hem davarlardan eşler yaptı. Sizi bu suretle (zürriyetlendirip) üretiyor..." (Şûrâ 11)

Havva, Âdem'den nasıl vücuda gelmiştir? Bu konuda Kur’ân-ı Kerim'de geniş tafsilat yoktur. Havva Arapça bir kelime olan 'Hayy (canlı)'dan gelmektedir. Canlıdan (Âdem'den) yaratıldığı için bu isim verilmiştir. İslâm kaynaklarında Havva'nın yaratılışı hakkında iki görüş vardır (7).

Ekseri ulemanın görüşüne göre Cenab-ı Hak Âdem'e bir uyku hali verdi, sonra O'nun sol kaburga kemiklerinin birinden Havva'yı yarattı. Adem uyanınca onu gördü O'na meyletti ve onunla ülfet peyda ederek ısındı. Çünkü o kendinden, bir parçasından yaratılmıştı (7). Bazıları Havva'nın Adem'in kaburga kemiğinden yaratılmasının israiliyyat (benî İsrail kitaplarındaki masallar) olduğunu bildirmişlerdir. Bazı hadis-i şeriflerde kadınlar kaburga kemiğine benzetilmiş ya da "kadın kaburga kemiğinden yaratılmıştır onu doğrultmaya çalışırsan kırarsın; olduğu gibi kabul edersen istifade edersin" şeklinde bir ifade mevcuttur (9,10).

Araştırıcılar bu hadislerden Havva'nın yaradılışına ait herhangi bir tafsilat çıkarmanın mümkün olmadığını söylerler ve çeşitli mecazi yorumlara müsait olan bu hadislerin esas hedefinin kadınlara karşı yumuşak davranma olduğunu kabul ederler.

Diğer görüş Ebu Müslim İsfahanî'ye aittir. İsfahanî, Havva'nın yaratılmasından bahseden ayetten maksat onun Adem'in cinsinden olmasıdır. Allah "size kendinizden eşler yaratmıştır", "kendinizden peygamberler göndermiştir" buyruğunda olduğu gibi kaburgadan değil, Adem gibi Havva da topraktan yaratılmıştır diyor (7).

Kaldı ki birinci görüş daha kuvvetlidir. Zira "sizi bir tek nefisten yarattı" ayeti bu görüşü takviye ediyor; eğer Havva da topraktan yaratılmış olsaydı bu halde sizi iki nefisten yarattık buyurulması gerekirdi. Bazıları da ayetteki "min"den bir gayenin başlangıcı anlamındadır, Yaratılış, Âdem ile başlamış ve Adem topraktan yaratıldığına göre Havva da topraktan yaratılmış olabilir denilmektedir (7).

İnsanın yaradılışı hakkındaki ayetlerin izahı bu şekildedir. Kur’ân-ı Kerim'e göre insanın insan olarak yaratıldığı anlaşılıyor. Ama son günlerde Darwin'in aksine yukarıda bahsedildiği gibi Fransız L'express gazetesinde Allan Wilson bilimsel araştırmalara dayanarak yepyeni bir hipotez ortaya attı. Ona göre Havva'nın zenci olduğu, maymunun insandan türediğini iddia etti. Bazı Türk gazeteleri ise Kur’ân-ı Kerim'de ki "Biz onlara (Yahudilere) hor ve hakir maymunlar ve domuzlar olun dedik" (Bakara 65, Maide 60, Araf 166) mealindeki ayetler ile insandan maymunun türemesi arasında bir irtibat kurmak eğilimi gösterdiler. Halbuki bu ayetler sapıtmış yahudi kavmine ilâhi bir ceza ile helâk olma anlamında tefsir edilmiştir. Ayrıca Kur’ân-ı Kerim'de münkirler hakkında "hayvandan aşağı" (Araf 179) müminler hakkında ise "yaratılmışların birçoğundan üstün kılınmış" (İsrâ 70) gibi ifadeler dikkati çekmektedir.

İnsanın ana rahminde halk oluşu Kur’ân-ı Kerim'de şu şekilde ifade edilmektedir:

"İnsanın üzerine uzun devirden öyle bir zaman gelip geçti ki o anılmaya değer bir şey bile değildi. Hakikat biz insanı birbiriyle karışık (erkek ve kadın suları ile) bir damla sudan yarattık" (Dehr 1,2).

"Sonra onu (insan) sarp ve metin bir karargahta (rahimde) bir nutfe yaptık" (Mü'minun 13).

"Sonra o nutfeyi bir kan pıhtısı haline getirdik derken o kan pıhtısını bir çiğnem et yaptık, O bir çiğnem eti de kemik(ler)'e kalb ettik de o kemiklere de et giydirdik. Bilahare onu başka yaratılışa inşa ettik. Suret yapanların en güzeli olan Allah'ın şanı ne yücedir" (Mü’minun 14).

"Ki O sizi bir topraktan, sonra bir meniden sonra bir kan pıhtısından yaratıp sonra bebek olarak çıkaran sonra sizi güçlü kuvvetli bir çağa erişmeniz için, sonra da ihtiyarlar olmanız için yaratandır" (Mümin 6,7).

"Ey insanlar biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık, sizi birbirinizle tanışasınız diye büyük cemiyetlere ve kabilelere ayırdık" (Hucurat 13)

"Hakikaten meniden (rahme) döküldüğü zaman erkek ve dişi iki çifti o yarattı" (Necm 45-46)

"Döl yataklarında size nasıl dilerse öyle kılık veren odur..." (Âli İmran 6)

"İnsanı bir damla sudan yarattı" (Nahl 4).

"O sizi yer (yüzün) de yaratıp türetendir" (Mü'minun 79)

"And olsun sizi (evvela) yarattık sonra size suret verdik" (Araf 11)

"O sudan bir beşer yaratıp da onu soy sop yapandır" (Furkan 54)

"İnsan kendisini bir nutfeden yarattığımızı görmedi mi" (Yasin 77)

"Halbuki o sizi hakikat türlü türlü tavırlar (haller)le yaratmıştır" (Nuh 14)

"Biz sizi hakir bir sudan yaratmadık mı? Onu sağlam bir yerde tutup da, mâlûm bir vakte kadar" (Mürselat 20-22)

"O (döl yatağına) dökülen meniden bir damla su değil miydi? Sonra o (meni) bir kan pıhtısı olmuş derken insan biçimine koyup yaratmış düzenlemiştir. Hülâsa ondan erkek, dişi iki sınıf çıkarmıştır" (Kıyame 37,38,39)

"O sizi bir tek candan yaratandır" (Enam 98)

"Onu (yaratan) hangi şeyden yarattı, Bir damla sudan yarattı da onu biçimine koydu. Sonra onun yolunu kolaylaştırdı" (Abese 18-20)

"Biz hakikat insanı en güzel bir biçimde yarattık" (Tin 4)

"Yaratan Rabbinin adı ile oku. O insanı bir kan pıhtısından yarattı. (Alak 1,2) (3).

Kur’ân-ı Kerim'de anne rahminde ceninin teşekkülünü ifade eden bu ayetler adeta embriyolojik gelişimin bir tasviri gibidir. Bu konuda Kanada Toronto Üniversitesi Anatomi Profesörü Keith Moore (11)'un en son teknik metotlarla tesbit ettiği anne rahminde ceninin teşekkülü ve gelişme safhaları ile Kuran ayetleri ve hadis-i şeriflerle mukayeseli araştırması yukarıda zikrettiğimiz Kuran ayetleri ile İslâm Peygamberinin hadislerinin bilimsel bir ispatı mahiyetindedir.

Hz. İsa’nın anne rahminde yaratılması daha değişiktir. Bu konuda Kur’ân-ı Kerim:

"Muhakkak ki İsa'nın hali de (yani babasız dünyaya gelişi de) Allah indinde Âdem’in hali gibidir. (Allah) onu (Âdem'i) topraktan yarattı. Sonra ona "ol" dedi. O da (can gelip) oluverdi. (Ali İmran 59).

"Irzını (bir kal'a gibi) koruyan o kızı da (yâd et) ki biz ona ruhumuzdan üflemiş kendisini de oğlunu da âlemlere rahmet kılmıştık" (Enbiya 71)

"Ey Meryem Allah kendinden bir kelimeyi sana müjdeliyor. Adı İsa (lakabı) Mesih sıfatı Meryem oğludur" (Ali İmran 45).

"O, benim nasıl bir oğlum olacakmış dedi (evlenip de) bana bir beşer dokunmamıştır, ben bir iffetsiz de değilim" (Meryem 20).

"Meryem dedi ki "ey Rabbim bana bir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olabilir. Allah (dedi) öyle fakat Allah ne dilerse yaratır. Bir işe hükmedince ancak "ol" der. O da oluverir" (Ali İmran 47) (3).

Hz. İsa’nın yaradılışı hakkındaki bu ayetler tabiatta bazı örneklerini gördüğümüz sadece döllenmemiş dişi yumurta hücresinden bir canlının meydana geliş biçimini düşündürmektedir.

Böylece hiçbir zaman bilimin laboratuvarına sığmayacak kadar muazzam ve tekrarı mümkün olmayan Kur’ân-ı Kerim'e göre insanın yaradılışı olayını ana hatları ile bildirmiş bulunuyoruz. Gerçekten daha evvel cereyan etmiş Adem'in yaradılışı bilim adamı için meçhuldür. Ama gene Kur’ân-ı Kerim'de ayrıntıları ile bildirildiği şekilde her gün tekerrür etmekte olan anne rahmindeki yaradılış olayını hepimiz her-gün hayranlık hatta şaşkınlıkla izliyoruz. Evet eskilerin "Sünnetullah" adını verdikleri ilâhi kanunlar hükmünü icrâ ediyor. Fakat insan yeryüzünde Allah'ın halifesi (vekili), Allah'ın sıfatlarından hepsini zerreler halinde taşıyan bir nüsha-ı kübrâ, yaratılmışların en şereflisi (eşref-i mahlûkat) ve tüm yaratılmışların kendisi için yaratılmış olduğunu unutmuş görünüyor. İnsanoğlu bunu bilebilse. Kur’ân-ı Kerim bilmemekte ısrar edenleri "çok zulûmkâr ve câhil" olarak vasıflandırıyor (Ahzab 72). Ama bilimin laboratuvarına sığmayanı kalblerine sığdıranlar, bazılarının varsayım olarak bile kabul etmediklerini bilimsel muta (veri) den daha değerli kabul ederler. Çünkü onlar gene Kur’ân-ı Kerim'in "siz düşünmez misiniz" "siz akıl etmez misiniz" gibi ilme ve araştırmaya teşvik edici emirleri yanında; (zaten) size az bir ilimden başkası verilmemiştir" ifadesi ile de bilgilerinin sınırlı olduğunu bilirler ve yüce Allah'a iman ederler.

Sözümü Keith Moore'un şu ifadesi ile noktalamak istiyorum:

"Ayet ve hadislerin ilmi gelişmeler konusundaki açıklamalarını bilgimin artması ile daha iyi değerlendireceğimi hissediyorum. Din ile ilim arasında yıllar boyu bırakılan mesafenin Kur’ân ve hadislerin ışığı altında kapatılacağına inanıyorum".


KAYNAKLAR:
1-Ataseven, A.: Din ve Tıp Açısından Domuz Eti. Türkiye Diyanet Vakfı yayınları 25 Emel Matbaası, Ankara 1985.
2-Yıldırım, S.: Kitab-ı Muhaddes, Kur’ân ve Bilim (La Bible, le Coran et la Science) Maurice Bucaille) TÖV yayınları No: 3 Silm matbaası İzmir 1985.
3-Çantay, H.B.: Kur’ân-ı Hâkim ve Meâl-i Kerim. Elif Ofset tesisleri, 1976, İstanbul.
4-Yazar, A.H.: Hak Dini Kur’ân Dili. Cilt 4 Ebu Ziya Matbaası Sh. 3056,3434, İstanbul, 1936.
5-Fahreddin Razi: Et-Tefsirü'l Kebir. Cilt 23, Mısır baskısı Sh. 84.1357 (1938).
6-Kutup, S.: Fîzılâli’l-Kur’ân tercümesi cilt 9 Hikmet yayınevi İstanbul, Sh.118.
7-Fahreddin Razi: Et-Tefsirü'l Kebir. Cilt 9, Mısır baskısı Sh, 160, 1357 (1938).
8-Aydemir, A.: Tefsirde İsrailiyat Diyanet İşleri Başkanlığı yayınları, Ayyıldız matbaası A.Ş.Ankara Sh.247, 1978.
9-İbn-i Hacer el-Askalani: Fethü'l bari cilt 11, Mısır baskısı Sh.161, 1378 (1959).
10-Miras, K.: Sahih-i Buhari tecrid-i sarih tercümesi. Cilt 6.Sh.l45. Tarih Kurumu Basımevi, 1971.
11-Moore, K.L.: Developing Human with Islamic Edition Third ed. WB. Saunders Co. Philadelphie London Toronto 1982.

0 yorum:

Yorum Gönder