4 Kasım 2012 Pazar

Allah'a Ma'sıyet İçin Yapılan Nezirle Kulun Elinde Olmayan Bir Şeye Yapılan Nezrin Îfası Gerekmediği Babı

Bana Züheyr b. Harb ile Alî b. Hucr Es-SaJdî rivayet ettiler. Lâfız Züheyr'indir. (Dediler ki) : Bize İsmail b. İbrahim rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Eyyûb, Ebû Kılâbe'den, o da Ebu'l-Mühelleb'den, o da Imrân b. Husayn'dan naklen rivayette bulundu. Şöyle demiş:

Sakîf (kabilesi) Benî Ukayl'in müttefiki idiler. Derken Sakîf Re-sûlvdlabfSalUıllahü Aleyhi ve Seileın) 'in ashabından iki kişiyi esîr ettiler. Re-sûlüllah (Saltallahü Aleyhi ve SellemY'ın ashabı Benî Ukayl'den bir kişi esîr ettiler; onunla birlikte Adbâ' (ismindeki deve) yi de aldılar. Adam pran­gada olduğu halde Resûlültah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onun üzerine gel­di. (Adam) :
—  Yâ Muhammedi diye seslendi.
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onun yanına gelerek: «Ne isliyorsun?»  diye sordu. Adam:
—  Beni niçin aldm? Ve hacıları geçen   (devey)  i niçin aldın? dedi. (Resûîüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) meseleyi büyültmek için) : «Seni müttefiklerin olan Sakîfin cinayetinden dolayı aldım!   cevâbını
verdi. Sonra ondan ayrılıp gitti. Adam  (tekrar)  ona seslenerek:
—  Yâ Muhammed, yâ Muhammedi dedi. Resûîüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) merhametli ve nezaketli idi. Bu sebeple ona dönerek:
«Ne istiyorsun?» diye sordu. (Adam) :
—  Ben  müstümanım, dedi. Resûîüllah (SaUallohii A leyhi ve Sellem) : «Eğer bu sözü kendi umuruna mâlik iken söylemiş olsaydın tamamiyle kurtulurdun! cevâbını verdi. Sonra çekildi gitti. (Adam tekrar) kendilerine seslenerek:
—  Yâ Muhammet)! Yâ Muhammedi dedi.
Peygamber (Sallallahü Aleyhi' ve Sellem) yine yanına gelerek: «Ne istiyorsun?»  diye sordu. (Adam) :
—  Ben açım, beni doyur; susuzum, beni sula! dedi. ResûlüIIah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
«Senin hacetin bu mu?» dedi. Sonra (bu adam) o iki kişiye fidye yapıldı.
Imrân b. Husayn sözüne şöyle devam etmiş:
Ensârdan da bit kadın esir edildi; Adbâ dahî ele geçirildi. Kadın prangada idi. Halk develerini evlerinin önünde eğreklendiriyorlardi. Der­ken bir akşam bu kadın bağdan boşanarak develerin yanına geldi. Ka­dın bir deveye yaklaştı mı hayvan bÖğürüyordu. Nihayet Adbâ'ın yanı­na vardı. Fakat o böğürmedi; hem de pişkin bir deve idi... Hemen arka tarafına oturdu. Sonra hayvanı sürerek yola revan oldu.
Kadını (n kaçtığını) hissederek aradılar taradılar fakat kadın onla­rı âciz bıraktı. Bir de eğer Allah kendisini kurtarırsa bu deveyi boğaz­lamayı Allah için nezretti. Medine'ye gelince halk kendisini görerek: İş­te Adbâ' ResûlüIIah (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem) in devesi!., dediler. Kadın, eğer Allak kendisini bu devenin üzerinde kurtarırsa onu mutlaka boğaz­lamayı nezrettiğini söyledi. Bunun üzerine ResûlüIIah {Sallallahü Aleyhi veSellem)'e gelerek meseleyi kendisine anlattıklarında:
«Sübhânâllah! Onu ne kötü cezalandırmış!.. Eğer Allah kendisini bu­nun üzerinde kurtarırsa onu mutlaka  boğazlamayı nezretmiş!..
Günaha girmek için yapılan nezirle kulun elinde olmayan bir şeye yapılan nezrin îfâsı yoktur.»   buyurdular.
İbni Hucr'un rivayetinde : «Allah'a ısyân etmek için nezir olmaz!» denilmiştir.

(...) Bize  Ebu'r-Rabî'  El-Ateki  rivayet  etti.   (Dedi   ki) :  Bize  Ham-mâd yâni İbni Zeyd rivayet etti. H.
Bize İshâk b. İbrahim ile İbni Ebî Ömer, Abdülvehhâb Es-Sekafi'-den rivayet ettiler. Her iki râvi Eyyûb'dan bu isnâdla bu hadîsin ben­zerini rivayet etmişlerdir.
Hammad'ın hadîsinde : «Dedi ki : Adbâ' Benî Ukayl'den bir adamın idi. Hacıları geçenlerdendi.» ibaresi vardır. Yine onun hadîsinde: «Kadın ta'lîm terbiye görmüş bir devenin üzerinde geliverdi.» denilmiştir.
Sekafî'nin hadîsinde: «Bu hayvan ta'lîmli bir deve idi.» cümlesi vardır.
Adbâ': Peygamber (Saliallahü Aleyhi ve Sellem) Efendimizin devesidir. Bu hayvan gayet iyi cinsten olup önüne geçilmeyecek derecede sür'atli giderdi. «Hacıları geçen» ta'bîrinden murad da budur. Vaktiyle Benî Ukayl kabilesinden birinin malı imiş. Sonraları Peygamber (Saliallahü Aleyhi ve Sellem)'e intikal etmiştir.
Kitabımızın «Hacc» bahsinde de görüldüğü vecihle Besûlüllah (Saliallahü Aleyhi ve Seilem)'in Adbâ', Kasvâ' ve Ced'â' nâmlarında develeri vardı. Bunların üç ayrı deve mi yoksa bir devenin üç muhtelif adı mı olduğu ihtilaflıdır.
«Ben müslümanım» diyen esîre Peygamber (Saliallahü Aleyhi ve Sellem):
«Bu sözü kendi umuruna malik iken söylemiş olsaydın tamamiyle kur­tulurdun.» diye mukabelede bulunmuştur. Bu sözden murâd: Esîr edil­mezden evvel müslüman olsaydın İslâmiyet sayesinde kendin esîr olmak­tan kurtulur, malın da ganimet olarak alınmazdı. Esîr edildikten sonra müslüman olduğuna göre seni öldürüp öldürmemek muhayyerliği orta­dan kalkar; köle yapmakla rıdye almak arasındaki muhayyerlik kalır, demektir.
Ensârdan esîr' edilen kadın Hz. Ebû Zerr (Radiyallahü anha) m karışıdır.

Bu Hadisten Çıkarılan Hükümler :


1- îslâmda fidye caizdir. Bir esîrin müslüman olması ganimet sa­hiplerinin onun üzerindeki hakkını ıskat etmez. Fakat esîr edilmezden önce müslüman olursa ganimet malı olmaktan kurtulur.
2- «Günaha girmek için yapılan nezrin îfâsı yoktur...» cümlesi şa­rap içmek gibi bir günahı işlemek için  yapılan nezrin  bâtıl  olduğuna böyle bir sözden dolayı yemîn keffareti veya başka bir şey lâzım gelme­yeceğine delildir.   Ebû   Hanîfe, Mâlik,  Şafiî,  Dâvûd-u  Zahirî   ve cumhûr-u ulemânın mezhepleri budur. îmam Ahmed , Hz. Âişe (Radiyallahü anha)'dan rivayet edilen bir hadîsle istidlal ederek yemîn keffâreti lâzım geldiğine kail ol­muştur. Mezkûr hadîste:
«Allah'a isyan için nezir olma*; onun keffâreti yemin keffâretidir.»
buyurulmakta ise de bu hadîs bütün hadîs imamlarının ittifâkiyle za­yıftır. Babımız hadîsindeki:
«Kulun elinde olmayan bir şeye yapılan nezrin ifâsı yoktur.» cümle­si, nezri, kendi milki olmayan bir şeye izafe etmesi hâline hamledilmiş-tir. Meselâ : «Hastam düzelirse filânın kölesini âzâd etmek boynuma borç olsun» yahut «Filânın elbisesini tesadduk etmek borcum olsun!» gibi söz­lerle yapılan nezirler bu kabildendir. Fakat henüz milkinde olmayan bir şeyi iltizam eder de meselâ: «Hastam iyileşirse bir köle âzâd etmek bor­cum olsun!» derse o anda köleye sâhib olmadığı halde nezri şahindir.
3- Zarurette kadının yalnız başına da yola çıkabileceğine bu ha­dîsle istidlal edilmiştir. Dâr-ı harpten İslâm diyarına, hicret zaruret se­feri olduğu gibi, kendisine kötülük teklif edilen kadının o yerden gitmesi de öyledir.
4- İmam   Şafiî ile ulemadan bazıları bu hadîsle istidlal ede­rek kâfirlerin ganimet olarak aldıkları müslüman malının onların milki olamayacağını söylemişlerdir. îmam   Âzam'la diğer bir takım ule­mâya göre ise kafirler müslüman malını ganimet olarak alır da kendi memleketlerine götürürlerse o mala sahip olurlar.

Derleyen:A.Vahid Metin
Hadis-i Şerif (Müslim)
Adak Bahsi

0 yorum:

Yorum Gönder