3 Kasım 2012 Cumartesi

21.yüzyıl ve Kişisel Gelişim Bilmecesi

Kişisel Gelişim Çıkmazı
Emrah LEVENT -Sızıntı Dergisi 

20. ve 21. yüzyıl, modernite düşüncesiyle tanışmış toplumlar için benliğin ön plâna çıktığı, şahsî kabiliyet ve özelliklerin aşırı bir şekilde yüceltildiği bir dönemdir. Modern Batı toplumlarında "kişisel gelişim", ilk olarak "Kendine Yardım" olarak Türkçeye çevrilen kitabıyla İskoç Samuel Smiles (1812-1904) tarafından 1859'da yayımlandı. Bu kitabında Smiles, pozisyonu ve yaşı ne olursa olsun kişi kendine bir hedef belirlerse, inanç, sabır, gayret ve azimle ona mutlaka ulaşacağını anlatır. İnsanın kendi gücüyle başaramayacağı hiçbir şeyin olmadığını vurgular. Ayrıca başarıya giden yolda dinî değerlerin önemli bir unsur olduğunu vurgulamak için, "Tanrı, kendilerine yardımcı olanlara, yardımcı olur." cümlesini kullanmıştır.

Sekülerleşen dünyada maddecilik ve buna dayanan fikir akımları, özellikle aydınlar arasında büyük bir ilgi gördü. Bu fikir akımları içerisinde mânevî boşluğu doldurmak ve ferdi, bir hedef doğrultusunda motive etmek için "kişisel gelişim" kavramı ortaya atıldı. 20. yüzyılın son çeyreğinde ise bu anlayış, dinî kavram ve değerlerden daha fazla uzaklaştırılarak, insanlar eğer isterse, her şeyi başarabilir şekline dönüştürülmüştür. Özellikle modern toplumlarda mutluluğu başarıyla özdeşleştiren insanlar için bu kısa vadeli çözüm, çok hızlı bir şekilde kabul görmüştür. Egoyu şişiren ve ferdi aşırı yücelten bu anlayış, kitleler arasında hızla yayılmış ve bu maksatla yazılan kitaplar büyük ilgi görmüştür. Yazılı ve görsel medya, sürekli kazanma ve başarmayı reklâmlaştırarak büyük bir pazar oluşturmuştur. Bu noktada sorulması gereken en önemli soru, gittikçe yaygınlaşan bu anlayış ve yaklaşımın ne kadar doğru olduğudur.

"Kişisel gelişim" en açık şekilde kişinin kendini tanıması ve kendi kabiliyetleri ve özellikleri üzerinden hayata tutunmasıdır. Batı dünyası kişinin mutluluğunu ancak bu yolla elde edebileceğini ileri sürmüştür. Bir kişinin hayata tutunup yaşama sevinci üretebilmesini şu şartlara bağlamıştır: Hedef belirlemek, öz güven, farklı bakış açısına sahip olmak, motivasyonu sürekli yüksek tutmak, zamanı iyi yönetmek, tecrübe kazanmak, başarı odaklı olmak, değişime ayak uydurmak, sosyal iletişim kurmak, davranış geliştirmek ve kendini yenileyebilmek.

Batı kaynaklı "kişisel gelişim" anlayışında başarı, mutluluğu getiren en temel şartlardan biri olarak görülmekte ve başarılı olabilmenin şartları, yukarıdaki maddeleri hayata tatbik etmekten geçmektedir. İnsanın gayretleri ve iradesi, başarıyı elde etmede önemli bir faktör olmasına rağmen, tek başına yeterli değildir. Başarıya giden yolda insanın kontrol edebildiği faktörlerin nispeti % 1-5 civarında olduğundan, insanoğluna başarıları karşısında şükretmek ve tevazu elbisesini giymek düşer. Ayrıca başarılı olmakla mutlu olmanın farklı şeyler olduğu birçok modern toplumda açıkça görülür. Modern toplumlarda sadece başarı, ferdin ve toplumun hayatına huzur getirmek için yetmemektedir. Fertlerin çok eğitimli ve başarılı, buna bağlı olarak kişi başına düşen millî gelirin çok yüksek olduğu toplumlarda, intihar oranlarının yüksekliği ve kişilerin mutsuzluğu bunun bir delilidir. Meselâ bu ülkelerden her yıl ortalama, Belçika'da 18.000, Fransa'da 16.000, İskandinav ülkelerinde (Norveç, İsveç) 15.000, Japonya'da 23.000, Amerika'da 12.000 insan intihar etmektedir. Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi yukarda örneklediğimiz modern toplumlardaki "kişisel gelişim" kavramının fertte meydana getirdiği tahribatı şu cümlelerle açıklamaktadır: Her meselede 'ben' diyen insan, artık nefsini merkeze koyar, onu esas kabul eder, yaptığı her iş ve elde ettiği her başarıyla, enaniyetini biraz daha besler. Nefis merkezli ve kendine çok güvenen öyle bir insan, azıcık sürçüp düştüğü bir yerde ise bütün bütün ümitsiz kalır; tutunacak yer bulamaz ve bir daha da doğrulamaz.

İslâm dini insanın yaratılış gayesini, Yüce Yaratıcı'yı tanımak, sevmek ve O'na iyi bir kul olmak şeklinde tanımlamış ve bu, her iki dünya saadetinin anahtarı olarak görülmüştür. Bütün bunların ön şartı da kişinin kendini bilmesi ve tanımasıdır. Bu yüzden insan öğrenmeye ve gelişmeye uygun bir donanımda yaratılmıştır. Başarı ve mutluluk için yüce Allah, kulunun gelişmesini istemiş; bunu da kulun istek ve iradesine bağlamıştır. Yaratılanların en şereflisi olan insana düşen şey, yaşadıklarından ders çıkararak hayatını disipline etmesi ve Allah'ın istediği şekilde bir hayat sürmesidir. İnsan ancak bu sayede mutlu ve huzurlu olabilir.

"Kişisel gelişim" ekollerinde başarılı olmak için öne sürülen şeylerin hepsi, İslâm'ın özünde bulunmaktadır. Meselâ hedef belirleme, bizim kültürümüzde kişinin bir gaye-i hayale sahip olmasıdır. Gaye-i hayalde de en önemli şey, kişinin niyetidir. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bir hadîslerinde: "Şüphesiz ameller niyetlere göredir. Ve elbette (kişiye) her işi için niyet ettiği şey vardır." buyurmaktadır. Bu hadîsten de anlaşılacağı üzere, İslâmî düşüncede niyet, hedeften çok daha önemlidir. Hedef belirlemek, sonra sebepler dâhilinde yapılması gerekenleri yapmak ve neticeyi Allah'a bırakmak esastır. Bu düşünceyle biz Müslümanlar netice ne olursa olsun, hakkımızda hayırlı olanın gerçekleştiğine inanırız. Bu yüzden Batı toplumlarında mutsuzluk olarak algılanan birçok şey, biz Müslümanlar için mutsuzluk sebebi değildir. Müslüman düşüncesinde başarı, Allah tarafından bahşedilmiş bir lütuf olarak görülür ve kişi, başarının asıl sahibi olarak kendini görmez. Bu sayede ideal Müslüman, başarıyla beraber gelecek olan para, şöhret, makam ve mansıp gibi nefsin hoşuna gidecek unsurların sahibi olarak kendini görmeyeceğinden, bunların elinden gitmesi durumunda da mutsuz olmayacak ve üzülmeyecektir.

Başarıya götüren unsurlardan biri olan motivasyon, insanın ideallerini gerçekleştirmede çok önemli bir yere sahip olan "umutsuzluğa düşmeme" ile çok yakından ilgilidir. Bir Müslüman hiçbir şartta ümidini yitirmemeli ve en kötü şartlarlarda dahi Yüce Yaratıcı'ya sığınarak ümitvar olmalıdır. Allah'a iman ile beraber gelecek olan bu düşüncenin insana kazandıracağı gücü, dinden koparılmış bir "kişisel gelişim" anlayışı veremez. Bir diğer unsur tecrübe kazanmaktır. Bu konuda Peygamber efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), Müslüman'ın tecrübelerden ders çıkaran kişi olduğunu, "Mümin aynı delikten iki defa sokulmaz." sözüyle veciz bir şekilde anlatır. Bütün "kişisel gelişim" kitaplarında görebileceğimiz en temel esaslardan biri de, sosyal iletişim kurabilmek, dost çevresini zenginleştirmek yani sosyal zekâsını kullanabilmektir. Dünyanın her yerinde kabul gören ve sosyal münasebetler kurmanın ilk basamağı olan selâmlaşma ve muhatabımıza güler yüz gösterme, Peygamber Efendimiz'in (sallallahu aleyhi ve sellem) bize tavsiye ettiği önemli bir sünnetidir. Ayrıca İslâm'ın en temel esaslarından biri olan namaz, günü beş parçaya ayırmaktadır. Bu sayede yapılacak işleri önem derecesine göre bu beş dilim içine yayma ve zamanı verimli kullanma konusunda çok önemli bir imkâna sahip oluruz. Bir mümin sabah namazı sayesinde güne erken başlar ve zamanı daha iyi değerlendirme fırsatı yakalar.

"Kişisel gelişim" eserlerinde maddî, nefsanî, menfaate dayalı ve haz odaklı mutluluk ön plândadır
. Burada aile, arkadaş gibi yakın çevrenin ve diğer insanların mutlu edilmesi çoğu zaman göz ardı edilmektedir. Bunu sağlayacak olan şey ise, paylaşmayı başarabilmek ve arkadaşının başarısıyla iftihar etmektir. Bu yapıldığı takdirde, kişi hayatla ve çevresiyle daha barışık ve daha huzurlu olur. İnsan-ı kâmil olmanın yollarını gösteren Bediüzzaman Hazretleri, "İhlâs Risalesi"nde bu konuyu şöyle anlatır: "Kardeşlerinizin meziyetlerini şahıslarınızda ve faziletlerini kendinizde tasavvur edip, onların şerefleriyle şâkirâne iftihar etmelisiniz."

Mânevî değerlerden uzak "kişisel gelişim" anlayışı, insanlara dâimî bir huzur vermediği gibi onları hayatın mânâ ve değerinden mahrum bırakarak, hiçlik ve boşluk duygusuna itmektedir. Bu yüzden insanların akıl, kalb, ruh, beden sağlığı bozulmaktadır. Yunus Emre, yüzyıllar öncesinde:

"Kemdür yoksulluktan niçelerin varlığı,
Bunca varlık var iken gitmez gönül darlığı"
diyerek bu hakikati ne güzel anlatır. Yani maddî olan hiçbir şey, insanı tam olarak tatmin etmez. Yüce Beyan'da anlatıldığı gibi, kalbler ancak Allah'ı sevmekle ve anmakla huzura kavuşur.

Kaynaklar
- Samuel Smiles, Kendine Yardım, (Self-Help, London, 1859), Hayat Yayınları, İst. 1998.
- M. Fethullah Gülen, "Öz Güven ve Mehdîlik İddiası", Vuslat Muştusu, Gazeteciler ve Yazar Vakfı yay. İst. 2008.
- Bediüzzaman, Lemalar, İhlâs Risalesi.

0 yorum:

Yorum Gönder