31 Ekim 2012 Çarşamba

Fatiha Suresi Tefsiri (Elmalılı Hamdi Yazır )

Fatiha Suresi Tefsiri


    1( سُورَةُ الْفَاتِحَةِ
    Mekke Döneminde İndi.
    Âyet Sayısı: 7
    Kur'ân'ın ve Kur'ân sûrelerinin Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimiz tarafından verilmiş isimleri vardır. Fakat sûrelerin bu isimlerini, iniş yerlerini ve âyetlerinin sayısını bildirmek için yazılan başlıklar, aynı şekilde sayfa kenarlarında ta'şir denilen aşırları, hizibleri, secdeleri gösteren yazılar Kur'ân'dan değildirler.
    İsimlerin sonradan meydana gelmiş olmayıp Hz. Peygamber'in isim vermesine dayalı olması, Kur'ân kelimelerinden olmalarını gerektirmez ve bir kelimenin Kur'ân'dan olması için bu kadarı yeterli değildir. Çünkü kitap yani Kur'ân, hadisten ve hatta kudsî hadisten ayrı bir özelliğe sahiptir. Peygamberimizin hadisleri arasında Kur'ân tefsiriyle ilgili nice hadis-i şerifler vardır ki, bunlar tevatür yoluyla rivayet edilseler bile yine de Kur'ân sayılmazlar.
    Bir kelimenin Kur'ân'dan sayılabilmesi için Peygamberimizden Kur'ân olarak alınmış ve tevatür yoluyla rivayet edilmiş olması şarttır. Çünkü Kur'ân'ın hükmü ve değeri yalnız mânâsında değildir, onun lafızları ve kelimelerinin de bizzat hüküm ve değerleri vardır. Çünkü Kur'ân tilavet edilmekle (diğer eserlerden) seçkin ve üstün tutulmuştur. Tilavet ve onunla ilgili özellikler, lafızlarla ilgili hükümlerdir.
    Eski büyüklerimiz bu gerçekten dolayı Mushaf-ı Şerif'i, Kur'ân olarak alınmamış olan kelimelerden mücerred ederek yazarlar ve  جَرِّدُوا الْقُرْاَنَ "Kur'ân'ı (Kur'ân'dan olmayan kelimelerden) ayırınız" veya  جَرِّدُوا الْمُصَاحِفَ "mushafları yabancı  kelimelerden tecrid ediniz." diye tavsiye ederlerdi. Çünkü Kur'ân'dan olmayan kelimelerin veya cümlelerin zaman aşımı ile Kur'ân'a karıştırılarak tahrifat ve bozulmaya sebep olması gibi dinî bir sakıncayı göz önünde bulundurmuşlar ve Mushaf'ın kabının iki kanadı arasında sadece Kur'ân'ın yazılmasına dikkat etmişlerdi ki, bu tavsiye ve özenin nice önemli faydaları ve hayırlı sonuçları görülmüştür.
    Fakat sözkonusu ayıklamayı, Beyhakî "Kur'ân'ı, Kur'ân'dan olmayan ile karıştırmamak" mânâsına yorumlamıştı. Çünkü Kur'ân'ın içine aldığı hikmet bunu gerektirir. O halde Kur'ân'a karışma ve benzeme meydana gelmiyecek


bir şekilde (Kur'ân'dan olmayan tefsir vs.nin) yazılmasında bir sakıncanın olmaması gerekir.
    Hakikaten İbnü Abbas'ın; "ta'şir mekruhtur" demesi bunun o zaman bir olay olduğuna işaret ettiği gibi Kur'ân âyetlerine karışması sakıncasının bulunmaması durumunda bu mekruhun da ortadan kalkacağına delalet etmektedir. Bu anlayışa göre; yazısı, yazılışı Kur'ân'ın yazısından, yazılışından açıkça ayırdedilerek benzeme ve karışma sakıncası ortadan kaldırılmak şartıyla yukarıda zikredilen başlık ve ta'şir işaretlerinin mushafa yazılması "tecrid" tavsiyesine aykırı görülmez ve sakıncasız sayılır oldu. Bu şekilde bu başlık ve işaretler çok eski bir zamandan beri yazma mushaflarda değişik renkler veya altın mürekkeple ve icazet hattıyla özel bir şekilde nakış ve tezhip edilegelmiştir. Matbaanın icad edilmesinden sonra da aynı şekilde değişik yazı stili ve nakış ile Kur'ân yazısından ayrılmalarına dikkat edilmiş ve özen gösterilmiştir.
    Bu şekilde yazmakla Kur'ân'ın sayfaları kesin olarak belli olan bir çerçeve içine alınarak Kur'ân hattı (yazısı) diğerlerinden güzelce ayrıldığından dolayı hem tecrid tavsiyesine önem verilmiş olup Kur'ân'a başka şeyin karışması tehlikesinin önüne engel çekilmiş, hem de Kur'ân'ı koruma ve okumada ihtiyaç duyulan bazı önemli faydalar sağlanmıştır. İslâm'da bu dinî duygu, Arap yazısının çeşitli şekiller ve güzellikler almasında ve bilhassa tezhib sanatının ilerlemesinde etkili olmuş ve mushafların tezhibi (yaldızlanması)nin güzel sanatlar arasında özel bir yer almasına sebep olmuştur.
    Fıkıh (İslam hukuku) açısından بأ س به  "sakıncası olmayan şey"i terketmek daha uygun ve sadelik, zahmete tercih edilirse de biz gelecekte de öteden beri önem verilerek yapılan bu işin devam etmesi gerektiğine taraftar olacağız. Çünkü Kur'ân'ı tecrid etme bir "sedd-i zeria" (kötülüğe götüren yolu tıkama) ve farzın aslı da koruma vediğer şeylerden ayırd etme olduğundan dolayı bu kayıtlı tecridin kayıtsız tecridden daha emin olduğu sabittir ve şer'î hükmün illetiyle (sebebiyle) günümüze kadar geldiği de bilinmektedir.
    Fakat şuna da dikkat çekmek gerekir ki: Bir zaman yapıldığı gibi sanatı ortaya koymak için sayfaların sadeliğini ve Kur'ân hattının düzenlilik ve üstünlüğünü ihlal edecek şekilde Kur'ân nazmının çeşitli ve değişik yazılarla yazılması, aynı şekilde Mushaf'a Kur'ân sayfalarını andırır bir şekilde dua vesaire ilave olunması uygun değildir.
    Bu açıklamadan şu sonuca varırız: Mushafların, karışıklık, ilave ve değiştirme ihtimalini ortadan kaldıracak sağlam ve güzel bir şekilde yazılması veya basılması hususuna dikkat ve özen göstermek müslümanların üzerine vacib olan hususlardan biridir. Ve mushafları inceleme kurulu da bu farz-ı kifâyeyi yerine getirmekle görevlendirilmiştir.

0 yorum:

Yorum Gönder